01.06.2020 / 10:57 Okunma Sayısı: 152

Uzm. Psikolog Psikoterapist Deniz Şahin

ÇOCUKLUĞUMUZUN MİRASI VE ÇOCUKLARIMIZA İNTİKALİ

İnsanoğlu birtakım genetik kodlar ve kültürel kodlar ile dünyaya gelir. Yaşamımız boyunca asil anne ve babamızın soyundan miras olarak aldığımız genetik yapılarımız vardır. Nesilden nesille miras olarak aktarılan bu genler sayesinde çocuğun fiziksel özellikleri ve zihinsel kapasiteleri oluşur. Böylece çocuğun içsel eğilimleri içe dönük veya dışa dönük olması yani ‘’mizacı’’ genetik olarak şekillenir. Bu genetik kodlara genel olarak herhangi bir müdahale yapılması pek olası değildir.
Fakat zihinsel kapasitelerin genetik etkisi olmakla beraber çevresel faktörlerinde etkisi görülmektedir. Kültürel kodlarımız bizim hangi ülkede, hangi coğrafyada, hangi aile ortamında doğduğumuz ve gelişimimizin nasıl bir habitat ortamında şekillendiği ile ilintilidir. Gelişim süreci çocuğun doğduğu andan itibaren başlar ve ölüme kadar devam edecek olan öğrenme süreçleridir. Dolayısıyla gelişim ve zihinsel kapasitelerimiz durağan değildir. Gelişimimizi ve zihinsel kapasitelerimizi etkileyen öğrenme süreçleri kendi içinde iki gruba ayrılır. Biri ‘’Sözlü iletişim’’ ile öğrenme, diğeri ise ‘’Sözsüz iletişim’’ olarak öğrenmedir.
Sözlü iletişim ile öğrenme yöntemi ebeveynler çocuklarını bilgilendirmek, eğitmek, öğretmek veya davranışsal model yöntemiyle birtakım bilgileri öğretmeleriyle gerçekleşir. Genel olarak bu öğrenme yöntemi bilişsel seviyede olur. Yani ebeveynlerin isteği ve arzusu doğrultusunda çocuklarına öğretmek istedikleri bilgileri öğretir. Dolayısıyla ebeveynlerin Farkında olduğu belirli birtakım hedefler doğrultusunda öğrenme sürecini gerçekleştirir.
Çocuklar bu öğrendikleri bilgilerin kaynağını bilir. Mesela babam bana bu dünyada kimseye güvenme demişti veyahut annem bana kimseye sırrını verme demişti. Ebeveynler kendi hayatları boyunca yaşamış oldukları iyi veya kötü deneyimleri sözlü bir iletişim kanalı ile çocuklarına aktarır. Bu anlaşılabilir bir durumdur.
Fakat yapılan bilimsel araştırmalara göre sözsüz iletişimin, sözlü iletişime göre daha etkili olduğu bulgusuna rastlanmıştır.
Sözsüz iletişim ile öğrenme ise ebeveynlerin veya evde bulunan ev hane halkının ev ortamında sergilediği duygusal olgunluk durumu, sakin, dingin ve olaylara karşı tutarlı davranışlar çocukların zihinsel kapasitelerini geliştirir. Veyahut tam olarak karşıt bir tutum ile davranışlarda tutarsızlık, kaygı, korku ve olaylara karşı ani öfkelenmeler, duygusal toleransı olmayan, empati kuramayan ebeveynlerin çocukları ise zihinsel kapasiteleri gelişme göstermez. Sözsüz iletişim ile öğrenme genel olarak duygusal düzlemde gerçekleşir. Çocuk bu öğrenmeyi ‘’ayna nöronlar’’ vasıtasıyla ve birtakım beyindeki özel yetisel alanlarla ailesindeki özellikleri sözsüz bir biçimde içselleştirerek öğrenir.
Dolayısıyla çocuklar doğduğu andan itibaren ebeveynleriyle kurmuş olduğu sözsüz iletişim ile öğrenme sayesinde ailesinin bir takım özelliklerini farkında olmadan öğrenir.
Çoğu zaman ebeveynler ve çocukları bu öğrenme yönteminden haberdar değildir. Hayatı boyunca karşına çıkan sorunlara karşı tutumu, olaylara karşı tepkileri ve hayata bakış açısının temel çeperini oluşturur.
Dolayısıyla siz çocuklarınızı ıslah etmeye çalışmayın, zira zaten size benzeyecektir. Siz kendinizi ıslah edin yeter..

Deniz ŞAHİN
Uzman Klinik Psikolog –
Psikoterapist
psk.dnzshn@gmail.com

paylaş

ARŞİV HABERLER

SOSYAL AĞLAR

ZİYARETÇİ SAYISI

187.648 kişidir.