HOLLANDA BAŞBAKANI RUTTE, NATO GENEL SEKRETERLİĞİNE DESTEK İSTEMEK İÇİN TÜRKİYE'YE GELİYOR HOLLANDA BAŞBAKANI RUTTE, NATO GENEL SEKRETERLİĞİNE DESTEK İSTEMEK İÇİN TÜRKİYE'YE GELİYOR

SEYFİ ÇELİKKAYA

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yozgat Merkez, Şefaatli ve Sorgun ilçesinde vatandaşlarla bir araya geldi, sorunlarını dinledi. Yerel seçimlerde vatandaşın hükümete sarı kart göstermesini isteyen Babacan, “Yoksulluğun yaygınlaştığı, gelir dağılımının bozulduğu, adaletsizliğin arttığı bir ülkede hükümetin ya bu işi becermesi ya da yapamıyorum deyip bırakıp gitmesi lazım. Bu milletin yıllarca bekleyecek artık sabrı kalmadı. Destek istedi, destek verdi, oy istedi, oy verdi. Şimdi ne diyor? 'Bir kerecik daha' diyor değil mi? 'Bu son seçimdir, bir kerecik daha' diyor. 'Son kez adayım' diyor. Öyle değil. Daha önce üç kere yaptı. Son kez adayım dedi. Tekrar tekrar aday oldu” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan bugün Yozgat Merkez, Şefaatli ve Sorgun ilçesinde vatandaşlarla bir araya geldi. İlk olarak Şefaatli ilçesinde vatandaşları selamlayıp, sohbet eden Babacan, daha sonra Yozgat il merkezine gelerek burada vatandaşlarla sohbet etti. Gazetecilerle de sohbet ederek açıklamalarda bulunan Babacan, Türkiye'nin neresine gidilirse gidilsin şu anda en önemli sorunun emeklilerin yaşadığı ağır şartlar ve çiftçilerin karşı karşıya kaldığı ağır, yüksek maliyetler olduğunu söyledi.

“ÇİFTÇİLERİMİZ NE KADAR ÇOK ÜRETİRSE O KADAR ÇOK ZARAR EDİYORLAR”

Babacan, açıklamasında şunları kaydetti:

“Şu anda herhalde Türkiye'de en önemli sorunlar ne diye saysanız; çiftçimiz ve emeklimiz en çok feryat eden, en çok sıkıntı çeken kesim. Burası Yozgat, bir tarım memleketi. Yozgat'ta tabii ki başka çok farklı sektörler var ama Anadolu'da tarımla uğraşan böyle bir şehrimizde çiftçilerimizin karşı karşıya kaldığı sorunları gayet iyi biliyoruz. Artan maliyetler gerçekten çiftçilerimizin üretmesini çok zorlaştırdı. Çiftçilerimiz ne kadar çok üretirse o kadar çok zarar ediyorlar. Böyle bir ortamdayız şu anda maalesef. Ve artan maliyetler, artan gıda fiyatları vatandaşlarımızın da hayatını son derece zorlaştırdı. Artık yumurta taneyle, kıyma elli gram, yüz gram satılır hale geldi. Gıda enflasyonu yükselince, gıda fiyatları yükselince hükümet ne yaptı? Faizleri arttırdı. Diyorlar ki; 'biz faizi arttırınca gıda enflasyonu düşer.' Buraya gelsinler, Yozgat'ta çiftçilerimizle otursunlar, bu nasıl oluyor bir anlatsınlar da göreyim. Türkiye’de gıda enflasyonunu düşürmenin yolu, çiftçimizin maliyetini düşürmekten geçiyor. Yani gübreye yüzde elli destek, yeme yüzde elli destek, mazota destek, elektriğe destek olmadan, çiftçimizin maliyetini aşağıya çekmeden ne ülkede enflasyon düşer ne de milletin yüzü güler.”

“ÇİFTÇİMİZE VERİLEN DESTEĞİN TAMAMI 91 MİLYAR”

“Hükümetin şu anda önceliği rant” diyen Babacan, şunları söyledi:

“Şu anda hükümetin tarıma koyduğu bütçe bu yıl için 91 milyar. Faize koyduğu bütçe bir trilyon 254 milyar. Seçimden önce nas var diyen, faiz inecek, daha da inecek diyen ama sekiz ayda, sekiz kere faiz artıran Sayın Erdoğan, şu anda devletin bütçesinden bir trilyon 254 milyar lirayı zaten parası olan ödüyor. Çiftçimize verilen desteğin tamamı 91 milyar. Bu da yetmedi, kur korumalı mevduata bir trilyon lira da karşılıksız para bastılar, ödediler seçimden bu yana, bir trilyon lira. Çiftçiye destek 91 milyar, kur korumalıya devletin ödediği kur farkı bir trilyon. Yani kur ile faize ödediği çiftçimize ödediğinin 25 misli. Bu ülkede tarım ayağa kalkmaz. Bu ülkede tarım alanları küçülür. Hayvan sayısı azalır. Ve Türkiye gemi gemi buğdayı ithal etmek zorunda kalır. Canlı hayvanı, eti ithal etmek zorunda, şu anda yaşadığımız tam da bu. Bununla da kalmıyor. Türkiye'de şu anda enflasyon yüzde yüzün üzerinde. Ama hükümet Türkiye yüzde altmış küsür enflasyon açıklattırıyor. Maaş zamları yüzde altmış küstüre göre yapılıyor. Halbuki çarşıya, pazara çıktığınızda fiyat artışları yüzde yüzün üzerinde. Fiyat artışlarıyla maaş zammı arasındaki o yüzde altmış kadar farkı emeklimizin fakirleşmesi olarak yoksullaşması olarak maalesef görüyoruz. Bu sebeple de Türkiye'nin her yerinde büyük bir feryat var. Hatta biliyorsunuz en düşük emekli maaşı yedi bin beş yüzden on bine çıkarıldı. Yani yüzde otuz üç arttırıldı. Yüz otuz üç artınca emeklimiz dedi ki hükümete; ya senin kendi açıkladığın enflasyon bile altmış beş. Bana niye yüzde otuz üç verdin? Hükümet ne dedi? Maaşın köküne zam yaptık ya dedi. Yani maaşın kökünü de maalesef millete böyle bir şey olduğunu da gösterdiler, öğrettiler.”

“BELEDİYECİLİK DEYİNCE ÇOĞUNUN GÖZÜNDE DOLAR, EURO İŞARETLERİ OLUŞUYOR”

DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan, seçimlerde vatandaşın hükümete sarı kart göstermesini isteyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Belediyecilik deyince hemen akıllara gelen rant. Belediyecilik deyince çoğunun gözü dolar, euro işaretleri oluşuyor. Halbuki biz belediyeciliği hizmet olarak görüyoruz. Bu seçimler aynı zamanda hükümeti uyarmak için hükümete yanlış yoldasın demek için de önemli bir fırsat. Dolayısıyla bu seçimleri biz aynı zamanda hükümete yani iktidara bir sarı kart gösterme seçimi olarak görüyoruz. Hata yapıyorsun hukuka uymuyorsun. Anayasayı çiğniyorsun. Adaleti ayaklar altına alıyorsun diye sarı kart gösterme seçimi olarak görüyoruz. Sadece belediye başkanlığımızı seçmiyoruz. Aynı zamanda hükümete sarı kart göstermemiz gerekiyor bu seçimde. Bana diyorlar bazen niye sarı kart başkanı niye kırmızı kart değil? Çünkü bu seçim belediye seçimi, hükümet seçimi, iktidar değişimi bir sonraki seçimde olacak. Kırmızı kartımızı öbür cebimizde hazır. Bir sonraki genel seçimlerde de inşallah hep beraber kırmızı kart göstereceğiz ki ülkeye adalet gelsin, hep beraber kırmızı kartı göstereceğiz ki ülkeye refah gelsin. Bu yoksulluk bitsin. Aynı zamanda yaşadığımız gibi benim ekonominin başında olduğum dönemde bu millete hep beraber yaşattığımız gibi Türkiye'nin o güçlü, zengin ve aynı zamanda adaletin, hukukun daha iyi işlediği dönemler geri gelsin. Hatta ondan da daha iyi günlere doğru Türkiye yola çıksın. Şimdi bu seçimlerden gerçekten bir sarı kart çıkarsa yani hükümete artık güvenimiz yok mesajı çıkar ise hükümetin siyasi meşruiyetinde önemli ölçüde aşınma meydana gelir. Bu seçimlerden sonra milletimiz biraz daha izler. Der ki ben sana mayıs ayında yetkiyi verdim. Üstelik tam yetki verdim. Tek imzayla aklına gelip de yapamadığın hiçbir şey yok. Faiz indir diyorsun indiriyorsun, bindir diyorsun bindiriyor. Seçimden önce indir dedin indirdi Merkez Bankası. Seçimden sonra da bindir dedim bindirdi. Demek ki elini tutan yok. Tek imzayla istediğini yapabiliyor. Bu kadar geniş yetkiye sahip ve tek imzayla aklına geleni yapabilen bir cumhurbaşkanının ülkenin sorularına hızla çözüm bulması gerekiyor. Seçimden bu yana Türkiye'de yoksullaşma devam ediyor. Seçimden bu yana Türkiye dünyada ultra zenginlerin en çok arttığı ülke olmuş. Ama aynı zamanda ultra fakirlerin de en çok arttığı ülke oldu Türkiye. Son beş yıldır Türkiye'de geliri artan sadece nüfusun yüzde beşi. En zengin yüzde beşin geliri artmış Türkiye'de. Onun dışında bütün kesimlerin geliri ya düşmüş ya sabit kalmış.”

“ÜÇ DÖNEMDEN SONRA BEN BIRAKACAĞIM DEDİ, BIRAKMADI”

Dolayısıyla yoksulluğun yaygınlaştığı, gelir dağılımının bozulduğu, adaletsizliğin arttığı bir ülkede hükümetin ya bu işi becermesi ya da 'yapamıyorum' deyip bırakıp gitmesi lazım. Bu milletin yıllarca bekleyecek artık sabrı kalmadı. Destek istedi, destek verdi, oy istedik, oy verdi. Şimdi ne diyor? 'Bir kerecik daha' diyor değil mi? Bu son seçimdir, bir kerecik daha diyor. 'Son kez adayım' diyor. Öyle değil. Daha önce üç kere yaptı. 'Son kez adayım' dedi. Tekrar tekrar aday oldu. Üç dönem var dedi. Üç dönemden sonra ben bırakacağım dedi, bırakmadı. Dolayısıyla her seçimde bir istismar var. Her seçimde söz verip, tutmamak var. Mazotu seçimden önce millete 18 lira göstermedi mi? Seçimden sonra 40. Seçimden önce faizi yüzde sekiz buçuk göstermedi mi? Seçimden sonra sekiz ayda sekiz kere faiz arttırdı. Seçimden önce dolara on sekiz lira gösterdi. Seçimden sonra otuz lirayı patlattı. Onun için diyorum ki kazandı mı? helalinden kazanmadı. Zaten geçen seneki seçim helalinden kazanılmış bir seçim değil. Sen TÜİK'in terazisini bozarsan, TÜİK'in ayarını bozarsan, TÜİK'e gerçek olmayan düşük bir enflasyon açıklattırırsan helalinden kazanmazsın. Çünkü bizim bildiğimiz ticarette de siyasette de helalinden kazanmak için doğruyu söylemek lazım. Doğruyu söylemezsen, milleti aldatırsan helalinden kazanmazsın. Ölçü tartı da hile yaparsan ticarette helalinden kazanmazsın. Siyasette de ölçü tartıda hile yaparsan TÜİK'e gerçek olmayan düşük bir enflasyonu açıklattırırsan seçimden önce fiyatları düşük gösterip seçimden sonra patlatırsan helalinden kazanmış olmazsın. Onun için biz pırıl pırıl tertemiz milletimizin karşına çıktık. Ben on üç yıl bakanlık yaptım. Hamdolsun. Önümüzden yüz milyarlarca dolar geçti. Boğazımızdan bir lokma haram geçmedi. Onun için böyle kaç sene sonra gelip milletimizin karşısına alnım açık başım dik çıkabiliyorum. Bütün kadrolarımız böyle. Dürüst olmak zorundayız. Bu memleket için ama şu andaki hükümet maalesef dürüstlükten sapmış durumda. Algıyla seçimleri almaya çalışıyor ama milletimiz de artık buna inanmıyor. İnşallah bu seçimlerde bizim beklentimiz benim biraz önce gösterdiğim gibi nasıl ben sarı kartı cebimden çıkarttım, gösterdim. Milletimize sarı kartı gösterecek ama bunu ne zaman gösterecek? Sandıkta gösterecek.”

“BU BİR LİRAYLA SEKİZ YUMURTA ALABİLİYORSUNUZ, ŞU ANDA BUNDAN YAN YANA ÜÇ TANE KOYARSAN ANCAK BİR YUMURTA ALIYORSUN”

Babacan, bakanlığı döneminde paradan 6 sıfır attıklarını hatırlatarak açıklamasını şöyle tamamladı:

“Altı sıfır attığımız paralar da yanında, şöyle çıkarıp size göstereyim. Ben bunu hatıra diye saklıyorum bakın. Yıl 31 Aralık 2004. Bir milyon liraydı, en küçük para. Biz bunu bir YTL yaptık. Bu bir lirayla sekiz yumurta alabiliyorsunuz, şu anda bundan yan yana üç tane koyarsan ancak bir yumurta alıyorsun. Hesap ortada. Enflasyon yoluyla milletimizi fakirleştirdiler. Paranın değerini düşünerek milletimiz fakirleştirdiler. Bankada zaten parası olana değil. Bankada kur korumalı mevduata para yatırana bir trilyonları ödediler. Bir trilyon lira para bastılar karşılıksız, bütün milletin cebinden aldılar. Ve tuttular o parayı zaten parası olana verdiler. Faizle parası olana bir trilyon iki yüz elli dört milyar lira para ödüyorlar, çiftçiye gelince doksan bir milyar. Emekliye ne diyor? 'Devletin parası yok' diyor değil mi Sayın Erdoğan? Ne diyor? 'Param yok' diyor ne yapayım diyor. İyi de sen bir trilyon parayı basıyorsun, veriyorsun kur korumalı mevduata. Faize de işine gelince bir trilyon iki yüz elli dört milyarı da faize veriyorsun da millete niye vermiyorsun?”

Kaynak: anka