“Hatay’ı Bekleyen Tek Tehlike Deprem Değil” “Hatay’ı Bekleyen Tek Tehlike Deprem Değil”

Kayseri’de bir çocuğa yapılan istismarla başlayan mültecilere yönelik saldırılar, Hatay’a da sıçradı.
Hatay’da Antakya, Kırıkhan ve Reyhanlı’da vatandaşlar mülteciler aleyhine gösteriler düzenledi.
Antakya'da toplanan kalabalık, Türk bayraklarıyla yürüyüş yaparak mülteci karşıtı sloganlar attı. "Ülkemde mülteci istemiyorum" sloganları atan vatandaşlar, konvoy oluşturarak şehir içinde dolaştı.
Kırıkhan ve Reyhanlı’da ise protestolar bu kadar sakin değildi. Kırıkhan’da Suriyelilere ait bazı işyerleri ateşe verilirken, sınıra en yakın ilçemiz Reyhanlı’da vatandaşlar Suriyelilerin iş yerlerine saldırmaya başladı. Birçok Suriyeli dükkanlarının kepenklerini erken saatte indirdi.
Birçok ilde sığınmacılara karşı eylemler Suriye Milli Ordusu (SMO) içinde yer alan bazı gruplar ile bölgedeki bazı grupların Suriye’nin kuzeyinde Türk bayrağını yakıp, resmi kurum binalarına zarar vermesi, bölgede görev yapan Türk askerlerine saldırması ile olaylar boyutlandı. “Özgür Suriye Ordusu” bayraklarını taşıyan silahlı gruplar, Türkiye'den Suriye'ye giriş yapan yardım TIR'larını tahrip edip ateşe verdi ve sınırdaki Türk bayraklarını aşağı indirip parçaladı. Şiddet gösterileri birçok merkezde sürerken Türkiye'nin destek verdiği silahlı güçlerin denetiminde olan Afrin, Mare, El-Bab, Azez, Çobanbey, Cerablus, İdlip ve bağlı yerleşim birimlerinde bayrak ve araç yakma eylemlerinin giderek artması dikkati çekti. Türkiye’nin kurduğu kontrol noktaları ve karakollara zarar veren silahlı göstericiler, Türk askerinin görev yaptığı askeri üslere de saldırdı. Saldırılar Afrin ve ilçelerinde etkili olurken üslerden karşılık verilmesi sonrası bölgede yer yer çatışmalar yaşandı.
OLAYLARIN BU BOYUTA GELMESİNDE SUÇLU KİM?
Ak Parti Hükümeti, Suriye’de yaşanan ve kendisinin de körüklediği iç savaşın ülkeye yaratacağı etkiyi hesap edemeden müdahil oldu. Ve tüm ülkeyi gerek ekonomik, gerek sosyal boyutlarıyla tutsağı haline getirdiği bir krize sürükledi. Tabi bunu yaparken birçok akademisyen, hukukçu ve aydının uyarılarını dinlemedi. 
Hükümet, Suriye’nin yıkımına neden olanlara destek olurken ve Türkiye’yi dünyanın sığınmacı deposu haline getirirken, bir de bu insanların hayatı üzerinden Avrupa ile pazarlık yapmaktan da çekinmedi.
Ülkede giderek sayısı artan sığınmacıların yarattığı, toplumsal, siyasal, ekonomik ve demografik sorunları görmezden gelen yetkililer bu sorunlardan bir tanesini bile çözmek için hiçbir girişimde bulunmadı. 
Hükümet, ülkenin en önemli meselelerinden biri olan sığınmacılar konusunda çözümsüzlüğü bir çözüm olarak benimserken milyonlarca sığınmacının Türkiye'deki hukuki statüsü gibi geleceği de belirsizlik içinde kaldı. Bu belirsizlik bir yandan sığınmacı karşıtı söylemleri beslerken, halklar arasında da kırılmayı büyüttü.
Ucuz işgücü olarak çalıştırılan, birçok batılı ülkenin sınırlarımızı açmamak üzere fonlamasına rağmen, gerekli kaynakların eğitim, uyum programları başta olmak üzere sığınmacılara yeteri düzeyde aktarılmadığını bir yana bırakırsak, özellikle yaşanan ekonomik kriz ortamında, sığınmacıların işlerini ellerinden aldığını düşünen halkın öfkesi daha da kabarırken, bazı muhalefet partilerinin sığınmacı karşıtı söylemleri de bu işin tuzu biberi oluyor.
Tüm bu tablo içinde yapılması gereken, konuyu ciddiyetle ele alıp evrensel hukuka ve insan haklarına uygun bir çözüm üretmekten geçiyor. Muhalefetin de bu zor yolu reddederek popülist bir dille mülteci karşıtlığını yükseltmesi, her şeyden önce gayri ciddi ve kolaycı bir yaklaşım. Söz konusu bu popülist dile karşı çıkmayan, onu ödül verir gibi destekleyen anlayışın kendisi de ayrıca tartışılmaya açılmalıdır.
Foto-Haber: Neslihan Sağaltıcı
 

Editör: Nezahat Fırıncıoğulları