AKŞENER, YAVAŞ VE İMAMOĞLU SORUSUNA SİNİRLENDİ: "DEM'E TEŞEKKÜR, BİZE KÜFÜR EDİYORSUNUZ" AKŞENER, YAVAŞ VE İMAMOĞLU SORUSUNA SİNİRLENDİ: "DEM'E TEŞEKKÜR, BİZE KÜFÜR EDİYORSUNUZ"

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yargıtay'ın tutuklu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay kararıyla ilgili "Ya hep beraber bu ülkedeki yurttaşlar olarak, bu ülkedeki siyasetçiler olarak, bu ülkedeki her bir yurttaşın temel hak ve özgürlüklerini savunacağız, anayasal devlet düzenini savunacağız ya da bu büyük karanlık, bu büyük kötülük kendini gittikçe büyütecek ve bütün ülke sathına yayılarak yeni bir anayasal düzeni bize dayatacak ve bunun içerisinde her birimiz kaybolup gideceğiz. Biz çağrımızı bütün Türkiye halklarına yapmak istiyoruz; gelin bu darbeye hep beraber direnelim" dedi. Koçyiğit, ayrıca TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a, "Asla ama asla Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi'nin kararı bu Meclis’te okunmamalıdır. Sizden de Meclis iradesine sahip çıkacak bir tutumu takınmanızı beklediğimizi ifade etmek istiyoruz" çağrısında bulundu.

DEM Parti'nin yeni Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bugün TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Koçyiğit, şunları söyledi:

"SALDIRIYA UĞRAYAN ÖĞRENCİNİN OKULDAN UZAKLAŞTIRILDIĞINI AMA SALDIRGANLAR İÇİN BİR SÜREÇ İŞLETİLMEDİĞİNİ GÖRÜYORUZ"

"5 Ocak tarihinde katledilen Seve Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar, Silopi'de ablukalar sürecinde katledilen 3 kadın arkadaşımızı anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Koç Üniversitesi'nde bir üniversite öğrencisinin Alevi ve Kürt olması nedeniyle oda arkadaşları tarafından darp edilmesi ve bir ırkçı saldırıya, bir nefret saldırısına maruz kalmasına ilişkin haberleri hep beraber takip ettik. Ne yazık ki bu sürecin de aslında hiçbir şekilde gereğinin yerine getirilmediğini, sürecin akamete uğratıldığını, saldırıya uğrayan öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını ama saldırganlar için hiçbir şekilde gerçek anlamda bir yaptırım ve bir süreç işletilmediğini görüyoruz. Genç öğrenci arkadaşımızla milletvekili arkadaşlarımız irtibat hâlindeler. Öncelikle kendisine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyoruz. Bu olayların münferit olmadığını, bu ülkedeki şiddetin aslında sistematik olduğunu ve bu şiddeti üretenlerin en başında da AKP-MHP iktidarının geldiğini biliyoruz. Her gün Kürt’e, Alevi’ye, sosyaliste, devrimciye, kadına yönelik, LGBT artı bireylere yönelik nefret söylemlerinin bu ülkedeki şiddeti olağanlaştırdığını, bu ülkedeki şiddeti yaygınlaştırdığını ve yaşamın her alanının şiddetle kuşatıldığını göstermesi açısından da çok önemli.

Can Atalay’ın avukatları yeniden Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) bir bireysel başvuru yaptılar ve AYM bir kez daha hak ihlali kararı verdi. Anayasa'nın 153/6 fıkrasına, yani Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme, yargı, gerçek ve tüzel kişileri bağladığına ilişkin fıkrasına atıf yaparak bu kararın derhal uygulanması gerektiğini ifade etti. Ama ne yazık ki bu karara da yine 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi uymak, bunun gereğini yerine getirmek yerine topu bir kez daha Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi'ne attı. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi de bir yargısal darbeye imza koyarak, haddini ve sınırlarını aşan bir karara imza koymuş oldu.

"HDP'Lİ MİLLETVEKİLLERİNİN DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRILMASAYDI BUGÜN BELKİ DE BUNLARI KONUŞMUYOR OLACAKTIK"

Bu ülkede Kürtlerin, demokratların, sosyalistlerin ittifakıyla 80 milletvekilinin Meclis’e girmesi, müesses nizamı ve onun bekçilerini oldukça ürküttü. Hızlı bir şekilde kırmızı alarm vererek Kürt düşmanı bir ittifakı hayata geçirdiler ve o gün bugündür de başta Kürt halkı olmak üzere demokratik siyasete ve tüm alanlara saldırılar olduğunu biliyoruz. Ne yapıldı? 20 Nisan 2016 tarihinde bu Meclis Anayasa’ya aykırı olduğu hâlde milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı. O zaman 'Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz' diyenlerin, bugünkü anayasal krizde, devlet krizinde emekleri olduğunun, payları olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. O gün bu yargısal darbeye, bu hukuksuzluğa geçit verilmeseydi; sırf Kürt’tür diye, sırf demokratik siyaseti temsil ediyor diye HDP’li milletvekillerinin, bizim arkadaşlarımızın dokunulmazlıkları kaldırılmasaydı bugün belki de bunları konuşmuyor olacaktık.

"MEHMET UÇUM AYM'YE PARMAK SALLIYOR, AYM'Yİ TEHDİT EDİYOR"

Kürtlerin, Gezi Davası eliyle Türkiye'deki muhaliflerin, Boğaziçi Üniversitesi ile bu ülkenin aydınlarının ve demokratik yüzlerine yönelik bütün bu saldırılar bugün artık sona gelmiş durumda. Mehmet Uçum’un muştuladığı hâliyle ifade edersek, satır aralarından okuduğumuz, 'Biz başkanlık sistemine geçtik, kendimiz açısından yeni bir düzeni kurduk ama bu düzenin içerisinde hali hazırda önümüzde engeller var. AYM bazen bizim hoşumuza gitmeyen kararlar alıyor. Onun için AYM’nin de Anayasa’nın da değiştirilmesi gerekiyor.' AYM’nin itibarsızlaştırılması, yetkilerinin gasp edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Peki, Mehmet Uçum bunu kimin adına söylüyor? Çünkü dün AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in bir açıklaması vardı. Daha önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da aynı şekilde yaptığı açıklaması vardı, 'Ben bu tartışmada, bu çelişkide, iki yüksek yargı arasındaki sorunda hakemim' diyordu. Öncelikle şunu söyleyelim. Bu bir maç değil. Eğer bu bir maçsa bile topluma karşı oynadığınız bir maç. Bütün toplumun, bütün demokratların, bütün muhaliflerin elini kolunu bağlamışsınız, kaleciyi kale duvarına sabitlemişsiniz ve tek taraflı olarak oynadığınız şikeli bir maç olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Ama eğer hakemler ise Mehmet Uçum’un açıklamaları kim tarafından yazılıyor, Mehmet Uçum kim adına konuşuyor sorusunu da sormamız gerekiyor. Çünkü Mehmet Uçum, Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi'nin ilk verdiği 8 Kasım kararında da son kararında da açık ve net bir şekilde AYM’ye parmak sallıyor, AYM'yi tehdit ediyor.

Bu tartışmanın içerisinde sarayın nerede durduğunu biz çok iyi biliyoruz. Saray bizzat taraftır. Kendi yeni rejimini kurmak açısından, gerçekten tek adam rejimini sağlamlaştırmak açısından ve bu iktidara dikensiz gül bahçesi yaratmak açısından sarayın taraf olduğunu, Recep Tayyip Erdoğan’ın taraf olduğunu çok iyi biliyoruz. Tek taraf olanlar onlar değil. Özellikle grup konuşmalarında, kürsü konuşmalarında AYM’ye parmak sallayanlar, partimizin kapatılması için oradan emir verenler, talimat verenler ve bugün aslında Yargıtay’ın birçok dairesinde ama özellikle 3’üncü Ceza Dairesi'nde etkin olduğunu bildiğimiz siyasi partinin de bu işin bir tarafı olduğunu, siyasi mühendislik yaparak ülkeyi başka bir yere taşımaya çalıştığını da çok iyi biliyoruz.

"ANAYASASIZLIK HÂLİ İLAN EDİLDİ"

Artık ortada bir anayasasızlık hâli ilan edilmiştir. Biz bunu çok açık ve net ifade ediyorduk. Çok uzun süredir anayasasızlık hâli var. Ne yazık ki AYM’de bu anayasasızlaştırma meselesinde bir taraftı, bu sürece katkı koydu, bu sürecin parçalarını oluşturan bir yerde duruyordu. Ama gördüğümüz, artık meselenin çok daha ileri boyuta gittiğini ve Yargıtay’ın sadece AYM’ye değil aynı zamanda halka, aynı zamanda Meclis’e, aynı zamanda Meclis Başkanı'na da parmak sallayan, had bildiren bir noktaya taşındığını görüyoruz. Bunu kabul etmek, buna sessiz kalmak mümkün değil. Biz de bunu asla ama asla kabul etmeyeceğiz ve buna sessiz kalmayacağız.

Yapmak istedikleri şey, yeniden aslında 12 Eylül Anayasası'nı da aratacak daha otokratik, daha despotik, bütün temel hak ve özgürlükleri daha fazla tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu yeni yönetimi daha kalıcı hâle getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar.

"BU DARBEYE HEP BERABER DİRENELİM"

Şimdi yeni bir yol ayrımındayız. Ya hep beraber bu ülkedeki yurttaşlar olarak, bu ülkedeki siyasetçiler olarak, bu ülkedeki her bir yurttaşın temel hak ve özgürlüklerini savunacağız, anayasal devlet düzenini savunacağız ya da bu büyük karanlık, bu büyük kötülük kendini gittikçe büyütecek ve bütün ülke sathına yayılarak yeni bir anayasal düzeni bize dayatacak ve bunun içerisinde her birimiz kaybolup gideceğiz. Biz çağrımızı bütün Türkiye halklarına yapmak istiyoruz; gelin bu darbeye hep beraber direnelim. Bu çağrımızı Meclis’e yapmak istiyoruz. Meclis iradesine, halkın kendisine verdiği temsile sahip çıkması gerekiyor. Meclis’in onuruna sahip çıkması gerekiyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi Meclis’e parmak sallıyor, Meclis'e had bildirmeye çalışıyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi Meclis’e kayyum olarak atanmak isteniyor. Bu kayyumcu anlayışa karşı biz Meclis’in de onuruna, haklarına toplum adına Türkiye halkları adına sahip çıkması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Sayın Numan Kurtulmuş'a buradan bir kez daha çağrı yapmak istiyoruz: Asla ama asla Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi'nin kararı bu Meclis’te okunmamalıdır. Sizden de Meclis iradesine sahip çıkacak bir tutumu takınmanızı beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

"HATAY MİLLETVEKİLİ CAN ATALAY'IN DERHAL SERBEST BIRAKILMASI ÇAĞRIMIZI YİNELEMEK İSTİYORUZ"

Bütün bu sürecin mağduru olan, Hatay halkının iradesi olan Can Atalay var. Can Atalay hâli hazırda hepimiz gibi milletvekili olarak seçildi ama ne yazık ki yeminini edemedi, milletvekili görevlerini yerine getirmiyor. Cezaevinde tutuluyor. Niçin tutuluyor? AKP’nin aslında emelleri için, AKP’nin yeni Türkiye inşası için cezaevinde rehine pozisyonunda tutulmaya devam ediyor. Bir kez daha AYM kararının derhal uygulanması ve Hatay Milletvekili Can Atalay'ın derhal serbest bırakılması çağrımızı yinelemek istiyoruz."

 

Kaynak: anka