CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Yayladağı’nda faaliyet gösteren taş ve maden ocakları ile beton santrallarına ilişkin yaptığı açıklamada, denetimden yoksun olduğunu savunduğu faaliyetlerin çevre ve halk sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti.
Hatay’da deprem sonrası yeniden inşa süreciyle birlikte faaliyetleri artan taş ve maden ocakları ile beton santrallarıyla ilgili tartışmalar sürüyor. CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Yayladağı’ndaki tesislere ilişkin yaptığı açıklamada, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ÇED duyuru veri tabanındaki bilgilere dikkat çekti.
Kara, söz konusu veri tabanına göre Yayladağı sınırlarında 75 tesis projesi bulunduğunu, bunların 34’ünde ÇED aranmadığını veya ÇED’in gerekli olmadığına karar verildiğini belirtti. Yukarıokçular Mahallesi’nde ise mevcut tesislerin kapasite artışlarıyla birlikte yıllık yaklaşık 10 milyon ton cevher ve pasa çıkarılmasının öngörüldüğünü söyledi.
YUKARIOKÇULAR’DA 9 TESİSE DİKKAT ÇEKTİ
Yukarıokçular Mahallesi’ndeki tesislere özellikle dikkat çeken Kara, Bakanlığın veri tabanında mahallede ÇED onayı aranmadığı belirtilen 9 tesis bulunduğunu ifade etti.
Söz konusu tesislerin Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı ile belediyelere ait olduğunun görüldüğünü belirten Kara, mevcut tesislerdeki kapasite artışlarının da dikkate alınması halinde bölgede yıllık kümülatif olarak yaklaşık 10 milyon ton cevher ve pasa çıkarılmasının öngörüldüğünü söyledi.
Bazı tesislerin onlarca yıl faaliyet göstermesinin planlandığını belirten Kara, bu ölçekteki üretimin sınırlı bir bölgede gerçekleştirilmesinin çevre ve insan sağlığı açısından sorgulanması gerektiğini savundu.
Kara, “Tek bir mahallede milyonlarca ton cevher çıkarmanın yan etkileri, çevreye ve insan sağlığına zararı hakkında ilgililer herhangi bir kaygı duymuyor mu, merak ediyoruz” dedi.
“Geçim kaynaklarımızın, topraklarımızın, meralarımızın, mahallelerimizin, geleceğimizin milyonlarca ton madenin altına gömülmesine göz yummayacağız” ifadelerini kullandı.
“HAYVANCILIK GERİLEDİ, ŞİKÂYETLER ARTTI”
Bölgedeki yurttaşlardan kendilerine çeşitli şikâyetler ulaştığını aktaran Kara, Yukarıokçular’da binlerce küçükbaş hayvanın beslendiği alanlarda hayvan sayısının bugün yüzlerle ifade edilecek seviyeye gerilediği yönünde bilgiler aldıklarını söyledi.
Zeytin ağaçlarından yeterli mahsul alınamadığı ve solunum yolu hastalıklarının arttığı yönünde de şikâyetler bulunduğunu belirten Kara, son üç yıldır Hatay’ın farklı bölgelerindeki taş ve maden ocaklarının yol açtığını savunduğu hava kirliliği, trafik yoğunluğu ve dinamit kullanımından kaynaklanan sarsıntıları gündeme getirdiklerini ifade etti.
Kara, “Yetkililere sesimizi duyurmak için bu bölgenin bir hastalık merkezi olması mı, yoksa ölümlerin ya da yaralanmaların, kazaların mı yaşanması gerekiyor?” diye sordu.
“ŞEHRİMİZİN MADEN SAHASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ Mİ DÜŞÜNÜLÜYOR?”
Yukarıokçular çevresindeki bazı tesisler için 15 yıl ve 28 yıl gibi uzun faaliyet sürelerinin öngörüldüğüne dikkat çeken Kara, deprem sonrası yeniden inşa sürecinin gerekçe gösterilerek maden ocakları ve beton santrallarının faaliyetlerinin meşrulaştırıldığını savundu.
Konutların büyük ölçüde tamamlandığı bir dönemde söz konusu tesislerin faaliyetlerinin daha ne kadar devam edeceğinin sorgulanması gerektiğini belirten Kara, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Depremin akut dönemi geride kaldığına, konutlar büyük ölçüde tamamlandığına göre bu madenlerin ve beton santrallerinin faaliyetleri daha ne kadar devam edecek? Deprem bahanesiyle şehrimizin bir maden sahasına dönüştürülmesi mi düşünülüyor? Deprem, vahşi madencilik için bir bahane oldu. İlgili kurum ve kuruluşlar, bu vahşi madenciliği denetlemek, gerekiyorsa durdurmak için bir an önce harekete geçmelidir.”
