(İZMİR)- İzmir’de meslek örgütleri, çevre dernekleri ve sivil toplum kuruluşları, Dünya Çevre Günü nedeniyle yürüyüş düzenledi. Mimarlar Odası İzmir Şubesi önünde toplanan grup, sloganlar atarak Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinden Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin önüne yürüdü. Burada yapılan açıklamada, "5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü; farkındalık yaratma, kentlerimizde, yaşam alanlarımızda çevre sorunlarına, ekolojik yıkıma dikkat çekme günü olarak görüyoruz. Toplumsal ve çevresel sorumluluğumuz gereği kutlama yerine mücadele çağrısı yapıyor, 'ekolojik yıkıma' karşı hep birlikte direniyoruz" denildi.

İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, Konak Kent Konseyi, Konak Belediyesi, Ege Çevre ve Kültür Platformu, İzmir Yaşam Alanları, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve Ege Kent Konseyleri Birliği üyeleri tarafından Dünya Çevre Günü’nde yürüyüş düzenlendi. İzmir Mimarlar Odası'nın önünde toplanan grup sloganlar atarak Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinden Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne gelerek basın açıklaması yaptı.

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Teknik Sorumlusu Selma Akdoğan ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

"1972 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansından bu yana, her yıl çevrenin korunması konusunda dünya çapında farkındalık yaratılması ve eylemde bulunulması amacıyla tanımlanmış bir gün. Geçtiğimiz yıllarda, çevre sorunlarının çeşitli yönlerine dikkat çekmek amacıyla 'Ekosistem Restorasyonu, Tek Bir Dünya' gibi farklı temaların işlendiği Dünya Çevre Günü teması bu yıl 'Arazi Restorasyonu, Çölleşme ve Kuraklığa Dayanıklılık' olarak belirlendi. 'Bizim Toprağımız. Bizim Geleceğiz. Biz Restorasyon Nesliyiz' sloganı ile kaybedilen toprakların geri getirmeye, su kaynaklarını canlandırmaya ve yeniden ormanları büyütmeye çağrı yapılıyor. Türkiye Çevre Haftası’nda bakanlıklar eliyle ise 'Hepimizin Bir Dünyası Var' sloganı ile iklim değişikliği, çölleşme, kuraklık gibi çevresel konular ele alınıyor, sıfır atık felsefesini benimseyerek çevre bilincini arttırma ve toplumu çevresel sorumluluk almaya teşvik edilmesi hedefleri paylaşılıyor. Bizler ise; tüketim kültürünün bir parçası olarak bir günlük çevreyi hatırlama etkinliklerine, kutlamalara ya da çöp temizlemeye dönüşen 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü; farkındalık yaratma, kentlerimizde, yaşam alanlarımızda çevre sorunlarına, ekolojik yıkıma dikkat çekme günü olarak görüyoruz. Toplumsal ve çevresel sorumluluğumuz gereği kutlama yerine mücadele çağrısı yapıyor, 'Ekolojik Yıkıma' karşı hep birlikte direniyoruz.

"Doğamız ve yaşamımız talan ediliyor"

Sanayileşme, kentleşme ve nüfus artışı ile birlikte çevre sorunları da geçmişten günümüze artarak devam ediyor. Kapitalist düzenin kar hırsına dayanan, tüketimi sürekli destekleyen ve yönlendiren yönetim anlayışı doğal varlıklarımızı hızla ortadan kaldırarak yaşamı tehdit ediyor. İnsan eli ile yürütülen tüm faaliyetler, küresel ölçekte felaketler yaratmaya devam ediyor. Ekolojik yıkımı yaşadığımız süreç, geri dönüşü olmayan yaşamsal bir sorun olarak büyüyerek devam ediyor. Bugün yer üstü ve yeraltı su varlıklarımız, toprağımız, havamız kirlenmiş durumda. Kentlerimizde hava kirliliği boyutları giderek artıyor. Yeşil alanlarımız yok denecek kadar azaldı. Var olanlar da çarpık kentleşmenin ve sermayenin saldırısı altında. Doğal karakteri gereği korunması gereken ormanlarımız, tarım alanlarımız, meralarımız yasalarla, maden, sanayi, enerji, turizm, konut gibi amaç dışı faaliyetlere açılarak yok ediliyor. Özellikle son yıllarda; çılgın projeler, faaliyetler, izinler ile ülkemizin hemen her yerinde doğamız ve yaşamımız talan ediliyor. Bütün bunlara ek olarak, Çernobil ve Fukuşima felaketleri görmezden geliniyor, nükleer santral macerasına sürükleniliyor.

"Ekolojik yıkım projeleri, artarak devam ediyor"

Sayısını tam olarak bilmediğimiz, yüz bine yakın insanımızı yitirdiğimiz şubat depremi ile yıkılan binlerce konuttan saçılan asbestin, yönetilemeyen hafriyat atıklarının, hava kirliliğinin tehdidi altındayız. Yalnız deprem bölgeleri değil, bilinçsiz, özensiz kentsel dönüşüm sonucu gün yüzüne çıkan asbest ve tozların öldürücü etkisi bizleri çepeçevre sarıyor. Dünya genelinde atık yönetimindeki eksiklikler denizlerde, toprak ve tatlı sularında kirliliğe neden olan plastik atıklar küresel bir sorun haline geliyor. Mikro plastiklerin besin zincirindeki yolculuğu sofralarımıza kadar uzanıyor ve doğal yaşam ile birlikte sağlığımızı tehdit ediyor. Ülkemizde ise atıklarımızı kaynağında ayrıştırarak toplayamaz, geri kazanım ve bertaraf süreçlerini doğru yürütemezken; atık ithalatı yapmaya, dünyanın çöplüğü olmaya devam ediyoruz. Plansız kentleşme nedeni ile şehrin ortasında kalan, kapasitesinin sınırına gelen Harmandalı Atık Depolama Sahası’nın yeterli kapasite ve uygun alanlarda yeni katı atık değerlendirme tesisleri kurulana kadar işletileceği gerçeği ile yaşıyoruz. Kaz Dağları, Salda, Akkuyu, Sinop, İğneada, Kuzey ormanları, Aliağa, Bergama, Efem çukuru, Trakya, Alakır Vadisi, Alpu Ovası, Gediz Ovası, Gördes, Menderes, Murat Dağı, Munzur Dağı, Çataltepe, Karadeniz, Aydın, Karaburun, Yarımada, Ovacık, Soma, Yatağan, Kazdağları, Kanal İstanbul, Çeşme Turizm Projesi, İkizdere ve adını buraya sığdıramadığımız daha pek çok yerde yürütülen ekolojik yıkım projeleri, artarak devam ediyor.

"Direniş ve dayanışma devam ediyor"

Ekolojik yıkıma karşı direniş ve dayanışma kentimizde devam ediyor; Aliağa’da yaşadığımız kirliliğe karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Bergama’da, Efemçukuru’nda, Turgutlu Çal Dağ’da, Gördes’te madencilik projelerinin yarattığı çevresel yıkıma karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Kültürpark’ta parka zarar verecek, gereksiz inşaat planlarına ve amaç dışı kullanıma karşı 8 yıldır direniş ve dayanışma devam ediyor. Gaziemir’de 17 yıldır çözüm bulunmayan radyoaktif ve tehlikeli atıklara karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Gemi Söküm Tesislerinde söküm için gelen asbest ve tehlikeli atık yüklü gemilere karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Kentsel dönüşüm süreçlerinde, depremle ortaya çıkan sayısız bina yıkımlarında alınmayan önlemlere, solumak zorunda bırakıldığımız toz ve asbeste karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. İnciraltı’nın Tarım arazisi niteliğini kaldırarak, ranta ve talana açacak, sözde 'kalkınma projesi’ne karşı direniş ve dayanışma devam ediyor.

"Ekolojik yıkıma karşı direniş var"

Yarımadayı, Çeşme’yi 'Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Projesi' ile parselleyerek doğamızı, yaşamımızı tehdit altında bırakanlara karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes’te suyumuzu, yaşamımızı kirletenlere, canlı yaşamını hiçe sayanlara karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Başta Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes deltaları olmak üzere, kıyı alanlarımızın, sulak alanlarımızın ranta peşkeş çekilmesine karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Büyük Menderes ve Gediz havzalarında, vahşi bir şekilde işletilen ve bu havzaları kirlettiği bilirkişi raporlarıyla kesinleşen jeotermal sondaj ve santrallere karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Planlanamayan, betonlaşan, sağlıksız kentleşmeye karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Depremi afete dönüştüren canımızı, yaşamımızı ranta feda eden anlayışa karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Doğal sit alanlarımızı, ormanlarımızı, tarım alanlarımızı, meralarımızı yağmalayan politikalara karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Geleceğimizi tehdit eden nükleer santral macerasına karşı direniş ve dayanışma devam ediyor. Bizler çevre sorunlarının yaşamdan, toplumsal sorunlardan ayrılamayacağını biliyoruz. Çevre mücadelesinin aynı zamanda bir yaşam mücadelesi, hak mücadelesi, emek mücadelesi, adalet mücadelesi, demokrasi mücadelesi olduğunu biliyoruz. Bu mücadele içerisinde bilim, mühendislik ve

planlama ışığında kamu ve halkın yararına, kentimizde, ülkemizin her köşesinde varız, var olacağız. İzmir halkı anayasal hakkını; sağlıklı yaşam hakkını, yaşam alanlarını, havasını, suyunu, toprağını korumak için mücadele ediyor. Doğadan ve yaşamdan yana bu mücadeleyi destekliyor, bu kentte ekolojik yıkıma karşı direniş var, dayanışma var diyoruz."

 

Kaynak: anka