İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Nevşehir'de; "Artık biz kendimiz olmalıyız. Artık biz bu ülkeyi yönetmeye ciddiyetle, inatla ve cesaretle 'varım' demek durumundayız. Aksi takdirde, kendimize göre fedakarlık saydığımız, kendimize göre Türkiye için, milletimiz için faydalı olduğuna inanıp attığımız hiçbir adımın esasında Türkiye'nin geleceğinde çok da büyük bir faydası olmadığını görürüz. Çünkü bugün Türkiye ucube bir sistemle yönetiliyor" dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Nevşehir'de bir düğün salonunda partisinin teşkilat buluşmasına katıldı. Partisinin Nevşehir Belediye Başkan adayı ve ilçe belediye başkan adaylarını açıklamak üzere geldiğini belirten Akşener, özetle şöyle konuştu:

"İYİ BELEDİYECİLİK UYGULAMASI SONUCUNDA 2028'DE TÜRKİYE'Yİ YÖNETMEK İDDİAMIZLA YOLA DÜŞTÜK"

"Bugün Atatürkümüzün 104 yıl evvel, bu toprakları, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret ettiği günde buradayım.

Türkiye'nin her bir şehrinde, her bir ilçesinde Nevşehir'de olduğu gibi kendi adaylarımızla çıkıp onları kazandırmak, onların şahsında iyi belediyeciliği ve o iyi belediyeciliğin uygulaması sonucunda 2028'de Türkiye'yi yönetmek iddiamızla yine yeniden yola düştük. Biz bu ülkeyi canından çok, istikbalinden çok ve geleceğinden çok sevenleriz. Elbette bu ülkenin her bir ferdi, bu ülkeyi, bu milleti canından çok elbette sevmektedir. Biz de onlardan, onların içindeyiz birileriyiz. Biz bu ülke için büyüklerimizin yaptığı gibi bu ülkenin var kalması, bu ülkenin kadim bir uygarlık olarak ilelebet, bizden sonra, torunlarımızdan sonra, hepimizden sonra da yaşayabilmesi için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirenleriz. Bunun için en başından beri pek çok adım attık. Artık onların tekrarına lüzum yoktur. Ama geldiğimiz noktada artık biz biz olmalıyız. Artık biz kendimiz olmalıyız. Artık biz bu ülkeyi yönetmeye ciddiyetle, inatla ve cesaretle 'varım' demek durumundayız. Aksi takdirde, kendimize göre fedakarlık saydığımız, kendimize göre Türkiye için, milletimiz için faydalı olduğuna inanıp attığımız hiçbir adımın esasında Türkiye'nin geleceğinde çok da büyük bir faydası olmadığını görürüz. Çünkü bugün Türkiye ucube bir sistemle yönetiliyor. Tek bir kişinin iki dudağının arasında her ne karar alınacaksa bir kişinin ona müracaat edilen, bir kişinin kararına bırakılmış bir yönetim anlayışının ne Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ne başkanlık sistemiyle ne yarı başkanlık sistemiyle hiçbir alakası yoktur. Burada özne Sayın Erdoğan düşmanlığı değildir.

"ALENGİRLİ BİR DIŞ POLİTİKAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

Bugün ister iktidar ister muhalefet hiçbir milletvekilinin yani sizin vekalet verdiğiniz kişilerin kıymeti harbiyesi bürokrasi karşısında sıfırdır, yok. Bu sistemden kaynaklanan bir problem. Yine, hukuk diye bir kavramın olmadığı, hukukun üstünlüğünü geçtik kanunlara bile uyulmadığı, hani kanun devletine razı olduğumuz bir dönemde kanunlara bile uyulmadığı ve Türkiye'nin para bulayım derken abuk sabuk pek çok yanlışlığın içinde yer aldığı ve yatırım için 5 kuruşun gelmediği ve buna karşılık Türkiye'nin Gri Liste'de olduğu, dünyaya karşı mahcup olduğumuz ve Gazze'de çocuklar öldürülürken, kadınlar öldürülürken, Gazze'de insanlara soykırım uygulanırken, katil Netanyahu canı istediği gibi davranırken para istemek zorunda kaldığımız için ne katil Netanyahu'yu destekleyen hiçbir ülkeye posta koyamadığımız bir alengirli dış politikayla karşı karşıyayız.

Katil Netanyahu dediğim için İsrail Büyükelçisi beni tehdit etti. Bu ülkenin grubu olan bir siyasi partisinin genel başkanını büyükelçi tehdit etti. Ama bu ilk değil. Uygur Türkleri ile ilgili de orada yapılanın da ne kadar çirkin, pis bir soykırım olduğunu, kampların kurulduğunu, o kamplardaki çocukların bir Çinli gibi yetiştirilmek üzere alındığını, dininden, aidiyetinde koparıldığını, erkeklerin hapse alındığı kampa götürüldüğü bir ortamda, bütün kadınların bulunduğu evlere Çinli erkeklerin konulduğu bir Doğu Türkistan'ı dillendirdiğim için aleni, açık bir şekilde de Çin Elçisi beni tehdit etti.

"ALDIĞINIZ PARAYLA NEVŞEHİR'DE BİLE GEÇİNMENİZ MÜMKÜN DEĞİL"

Asgari ücret alan bütün bu arkadaşlarıma baktığım zaman asgari ücretin ne kadar olacağını heyecanla bekliyorsunuz. Ama aldığınız parayla Nevşehir'de bile geçinmeniz mümkün değil. Dört kişilik bir aileyi bir asgari ücret ile geçindirmeniz mümkün değil. Hele kiradaysanız hiç mümkün değil. Gıda fiyatlarının son derece artmış olmasının getirdiği bir sonuçla evlerde artık yemek miktarı günde iki öğüne düşmüşken, hele büyükşehirlerde bu iki öğün de son derece azken, çocuklarımız aç ve gelişmek zorluğu çekerken, büyükşehirde evlatlarımızda bodurluk başlamışken biz bunları konuşmak yerine lagada lugada işlerle meşgulsek, 'Sen bucu musun', 'Ben bucu muyum' diye konuşuyorsak bu işten millet çırak çıkmış demektir. Biz ısrarla ve inatla sizin dertlerinizi, sizin problemlerinizi Meclis'te dile getirmeye, kanun teklifi vermeye, gerekirse araştırma önergesi, soru önergesi gibi o konuya dikkat çekmeye kararlıyız. Emeklilerin, bırakın çoluğuna çocuğuna yardım etmeyi, kendilerinin aç gezdiği bir Türkiye'de emeklilerimizin, ben esnaf gezerken görmüştüm ki beş tane ayrı emekli maaşı vardı. O emekli maaşların en düşüğünün asgari ücretle eşit olması gerektiğini söyleyen ben ve benim partimin milletvekilleri, il başkanları ve belediye başkanlarıydı.

"RASİM ARI ELİYLE BİR ÖĞÜN ÇOCUKLARIMIZA YEMEK VERECEĞİZ"

Küçük çocuklar aç. Defalarca bir şey söyledik, inşallah burada Rasim Arı yapacak bunu, dedik ki, ilkokulda, ortaokulda, lisede, devlet okullarında okuyan çocuklara bir öğün ücretsiz yemek verin dedik. Ama Milli Eğitim Bakanı onu hayata geçirmek yerine pek çok saçma sapan cümleyle, yine insanları birbirinin karşısına diken, yine inançları üzerinden kavga ettiren bir dil ile buna cevap vermek yerine diğer konuları gündeme getirerek insanları birbirinin karşısına dikmeyi tercih etti. Biz inşallah Rasim Arı eliyle ve alacağımız ilçe belediye başkanlarımız eliyle biz bir öğün çocuklarımıza yemek vereceğiz ki onlar derslerinde başarılı olsunlar, aileler de geçimlerine fayda sağlamış olsunlar."

 

 

Kaynak: anka