DEM Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, TBMM Genel Kurulu'nda, "Bu bütçe süresince gördük ki sizin yaraları sarma gibi bir derdiniz yok. Siz ağzınızı açtığınızda bile halkın yarasına tuz basıyorsunuz. Halk gırtlağına kadar derde, borca düşmüşken açlık gibi... İki kelime Kürtçeden korktuğunuz kadar bu ülkenin çökmekte oluşundan korkuyor değilsiniz. Asıl mesele şu, kişi başına düşen demokrasi, kişi başına düşen hukuk, kişi başına düşen özgürlük arttı mı yoksa tamamen ortadan mı kaldırıldı. Kişi başına düşen yoksullukta baskı da şiddet de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminizde arttı ve artmaya devam ediyor” dedi. 

TBMM Genel Kurulu'nda bugün 2024 bütçe teklifinin tümü üzerinde görüşmeler sürüyor. DEM Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş şöyle konuştu:

"Bütçe, yasamanın yürütmeye, gelirlerin alınmasına izin, giderlerin yapılmasına yetki verdiği ekonomik bir plan ve siyasi bir belgedir. Diğer yandan da bütçe, yaşadığımız toplumun bir aynasıdır. Parayı kullanma biçimimiz, geleceğinizi de belirleyen bir tavırdır aynı zamanda. Fakat yoğun geçen günler ve geceler boyunca gördüğümüz tavır bolca israf, hamaset, pervasızlık ve halka karşı vurdumduymazlıktı. Karşımızda hukuk tanımaz iktidarın yarattığı yaralı bir ülke var ve o yaralı ülkede yaşam ve geçim savaşı veren yaralı halklar. Yara büyük. Neden mi? Yalanlarla yasaları birbirine çarpıtıp, ortaya kendi bekası uğruna hukuka savaş açan bir iktidar var. Sayelerinde 12 Eylül Anayasası bile daha demokratik görünüyor. Geldiklerinden beri anayasayı istedikleri gibi değiştirip, hatta sistemi de değiştirerek tüm yetkileri kendilerinde toplayıp, Meclis’i çalışamaz, yargıyı bağımlı kılıp, hala bu anayasayı da uygulayacağız diyorlar.

"YARGIYI HALKA DOĞRULTULMUŞ BİR SİLAHA DÖNÜŞTÜRMEK YETERLİ DEĞİL ONLAR İÇİN"

Anayasayı bekleme odasına alanın da anayasaya aykırı ama evet diyenin de kodları aynı. Ülkeyi yaralı hale getirip, hukuksuzluğu silah gibi toplumun gözlerinin içine doğrultan aynı akıldır. O nedenle kimse AİHM kararına uyulmadı, Yargıtay AYM'ye muhtıra çekti diye şaşırmasın. Zira Can Atalay kararı, 2002'de iktidara gelen AKP ile AYM arasında gerilime neden olan ilk karar değil. Demirtaş, Yüksekdağ, Leyla Güven için hangi AİHM, hangi AYM kararı uygulandı ki? Bunun gibi onlarca karardan söz edebilirim. AYM'nin çoğu kararı iktidar için vahim görülmüş, kendilerince vahamet olan hususlar anayasa değişikliğine konu olmuştur. Şimdi de Can Atalay kararı sonrası Yargıtay, AYM ile ortak bir amaca anayasanın iktidarın bekası lehine değiştirilmesine hizmet etmektedir. Parlamentoyu çalıştırmayarak bir korkuluğa siyasallaştırılan yargıyı halka doğrultulmuş bir silaha dönüştürmek yeterli değil onlar için. Bütçeden hep daha fazlasını kendine pay eden hırs, yasama ve yargı yetkisinin erkinin 'amasız ve fakatsız' elinde olmasını ister. Mafya kliklerinin parsellediği, tahliyelerin sektöre çevrildiği, rüşvetin en geçerli yasa haline geldiği, bu çürümüş yargı sistemi bir ringe dönüşmüştür. 

"YABANCI MAFYAYI YERLİ VE MİLLİ MAFYAYA KAYYUM OLARAK ATADINIZ"

Şimdi de Can Atalay kararı sonrası, Yargıtay AYM ile ortak bir amaca anayasanın iktidarın bekası lehine değiştirilmesine hizmet etmektedir. Parlamentoyu çalıştırmayarak bir korkuya siyasallaştırılan yargıyı halka doğrultulmuş bir silaha dönüştürmek yeterli değil. Onlar için bütçeden hep daha fazlasını kendine pay eden hırs yasama, yargı erkinin 'amasız ve fakatsız' elinde olmasını ister. Mafya kliklerinin parsellediği, tahliyelerin sektöre çevrildiği, rüşvetin en geçerli yasa haline geldiği bu çürümüş yargı sistemi bir ringe dönüşmüştür. Yabancı mafyayı yerli ve milli mafyaya kayyum olarak atadınız. Yerli ve milli güvenlik adı altında yasaklanmadık etkinlik, konser, festival, toplantı bırakmayan iktidarınızda uluslararası suç örgütleri hep Türkiye'de... Bu ülkenin asıl güvenlik sorunu sizin zihniyetiniz, güvenlik biçiminizdir.

Yurttaşları kendi evinde hissettirmemek adına, hukuksuzluk adına ne varsa yapıldı. 7 Haziran seçimlerinde yurttaşlar tarihsel bir tercihte bulundu. Yanıtınız, seçimi yenileyip yasaları tanımamak oldu. Halkın demokratik iradesi karşısına demokrasi düşmanlığı ile çıktınız. Geziden intikam alıp Kobane meselesini uydurma bir davaya dönüştürerek, hukuku halklara olan hıncınızı kullanmak için sürdürüyorsunuz. Devam ediyor durmuyorsunuz.

"ÖLÜM İLE YÜZ YÜZE GELİNEN BİR ÜLKE YARATTINIZ"

Büyüttüğünüz sermaye ile suç işlerinde ortaklaştınız. Soma'nın, Ermenek'in, Amasra'nın hesabını sormadığınız gerçek failleri yargılamadığınız için kaçak madeninde ölen işçiyi de bir de göçmen diye yakma yetkisi verdiniz sermayedarlarınıza. Sermayedarlığınızla suç ortaklığınızın sonucudur bu vahamet, kayda geçsin. Ölüm ile yüz yüze gelinen bir ülke yarattınız. Saray için harcadığınız bütçenin 10'da birini asansör için harcamadınız. Ülke ülke dolaşıp yatırım bekleyeceğinize önce evinizin içini temizleyin. Kürt sorununu bomba akılsızlığıyla değil siyasi akılla çözme niyeti gösterseniz Bakanınız kapı kapı para peşinde koşmayacak.

"İKİ KELİME KÜRTÇE'DEN KORKTUĞUNUZ KADAR BU ÜLKENİN ÇÖKMEKTE OLUŞUNDAN KORKUYOR DEĞİLSİNİZ"

Bu bütçe süresince gördük ki sizin yaraları sarma gibi bir derdiniz yok. Siz ağzınızı açtığınızda bile halkın yarasına tuz basıyorsunuz. Halk gırtlağına kadar derde, borca düşmüşken açlık gibi... Siz en hararetli konuşmalarınızı Kürtçe konuşan vekillerimize saldırmak için yaptınız. Kürde düşmanlık yaptığınız kadar enflasyonla halkın geçim derdiyle kavgalı değilsiniz. İki kelime Kürtçe’den korktuğunuz kadar bu ülkenin çökmekte oluşundan korkuyor değilsiniz. Asıl mesele şu, kişi başına düşen demokrasi, kişi başına düşen hukuk, kişi başına düşen özgürlük arttı mı yoksa tamamen ortadan mı kaldırıldı. Kişi başına düşen yoksullukta baskı da şiddet de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminizde arttı ve artmaya devam ediyor. Demokrasi ortadan kaldırılıp milliyetçilik pompalanırken, Kürt düşmanlığı köpürtülürken ne oldu biliyor musunuz? Emekçiler yoksullaştı, ekonomideki emeğin payı düştü.

MURAT KURUM, BAŞAKŞEHİR’DE PROTESTO EDİLDİ. “KANAL İSTANBUL YAPILACAK MI” SORUSUNA İSE YANIT VERMEDİ MURAT KURUM, BAŞAKŞEHİR’DE PROTESTO EDİLDİ. “KANAL İSTANBUL YAPILACAK MI” SORUSUNA İSE YANIT VERMEDİ

"SİZİN VERGİ POLİTİKANIZ YOKSULUN SIRTINDAN DOYAN DOYANA ANLAYIŞIDIR"

İktidar, yatıp kalkıyor ve diyor ki 'Enflasyonu frenledik, yakında enflasyon' milyonlarca emekliye, memura, ücretliye az zam vermek için TÜİK'e talimat yağdırıp enflasyonu düşük gösteriyorlar. Söz konusu kendi alacağı olunca sarayın mutfağından çıkıp halkın mutfağına gelebiliyorlar. Enflasyonu düşük gösteren iktidarın vergi artışlarına bakınca büyük soygun ortaya çıkıyor. 2024 yılı vergilerindeki artış 2023 yılına göre yüzde 72,8 daha fazla oldu. Bir ülkenin vergi politikası iktidarın kimden yana politika ürettiğinin kanıtıdır. Sizin vergi politikanız, yoksulun sırtından doyan doyana anlayışıdır.

"BU BÜTÇE AKP'NİN KADIN DÜŞMANI POLİTİKASININ NET GÖSTERGESİDİR"

Bütçede kadınların yaşadığı şiddet, ayrımcılık ve ötekileştirme ile mücadele için ayrılmış, özgün bir kalem yok. Toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen, toplumsal cinsiyete duyarlı, kadın yoksulluğunu gören bununla mücadele etmeyi, genç kadınlara istihdam yaratmayı, kadınların siyasete katılmasının engellerini kaldırmayı, yaşamın her alanında özgürce, korkusuzca, bugün başıma ne gelebilir demeyeceği bir yaşama hedefleyen bir bütçe yok karşımızda. Aksine AKP'li yılların diğer tüm bütçeleri gibi, kadınların sorunlarını derinleştiren, yeni sorunlar yaratan bir bütçe var. Bu bütçede kadın özne değildir, aile içerisinde konumlandırılmıştır. Kadın yoksulluğu halk sosyal yardımlar bağlamında ele alınmıştır. Bakın aile ve sosyal politikalar bakanını dinledik, otuz dakika konuştu. Elli dokuz defa 'aile' dedi. 'cinsiyet eşitliği', 'kadın yoksulluğu', 'kadın işsizliği' demedi. Özcesi bu bütçe AKP'nin kadın düşmanı politikasının net göstergesidir. Kadın düşmanlığını siyasetin bir normali haline getirdi."

Kaynak: