KADIKÖY'DE 8 MART ÖNCESİ EYLEM: "HAKLARIMIZA SALDIRANLAR CİNAYETLERE SUSPUS" KADIKÖY'DE 8 MART ÖNCESİ EYLEM: "HAKLARIMIZA SALDIRANLAR CİNAYETLERE SUSPUS"

DEM Parti Grup Başkanvekili Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, TBMM Genel Kurulu’nda; “Hukukun temel ve evrensel ilkeleriyle aranıza büyük bir mesafe koymuşsunuz, demokrasiyle aranıza büyük bir mesafe koymuşsunuz. Gazeteciler cezaevinde, demokratik siyaset yürüten siyasetçiler cezaevinde, seçilmişler cezaevinde, bu Parlamento’nun bir üyesi Can Atalay cezaevinde, yerel yönetimler kayyum darbesi altında. Tüm bunların dayanağı o kırmızı kitaptaki zihniyettir. Belli ki kırmızı kitabı iyi hatmetmişsiniz, harfi harfiyen uyguluyorsunuz. Yeni vesayet rejimini bizzat siz adım adım inşa ediyorsunuz ama yanlış yapıyorsunuz, yanlış yol izliyorsunuz. Türkiye'nin ihtiyacı kırmızı kitaplar değil, milli güvenlik siyaset belgeleri değil, güvenlikçi paradigma değil; Türkiye'nin ihtiyacı demokratik siyaset belgesidir, demokratik çözümdür, demokratik müzakeredir, demokrasi reformlarıdır. Gelin, Meclis komisyonunun ortaya çıkardığı bu raporu güncelleyelim. Bu raporu güncelleyelim eğer illa bir şey güncellemek istiyorsanız” dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda bugün 2024 bütçe teklifinin tümü üzerinde son görüşmeler yapılıyor. DEM Parti Grup Başkanvekili Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, şunları söyledi:

“ASGARİ ÜCRET BU ÜLKEDE ARTIK ORTALAMA ÜCRET OLDU, ARTIK 10 MİLYONLARCA İŞÇİ VE EMEKÇİ ASGARİ ÜCRETLE HAYATINI SÜRDÜRMEK ZORUNDA KALIYOR”

Evlerin depreme dayanıklı hale getirilmesine, deprem bölgesinde uygun eğitim şartlarının sağlanmasına, engellilerin kamudaki istihdam kotasının artırılmasına, en düşük emekli aylığının yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde yeniden düzenlenmesine, kreş açılmasına, öğrenciler için yeni yurtlar yapılmasına kim karşı çıkabilir, kim ‘hayır’ diyebilir? Cumhur İttifakı bunlara bile ‘hayır’ dedi. Evet, yıllardır söylediğimiz gibi bütçeler bir iktidarın vicdanıdır, 2024 bütçesi vicdansız bir bütçedir. Biz 2024 bütçesini görüşürken milyonlarca insanın gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda, bu bir utançtır. Bir toplumun şayet en önemli gündemlerinden biri asgari ücret toplantıları ise vay o ülkenin haline. Neden? Çünkü Türkiye'de çalışanların yarısından fazlası asgari ücret alıyor. Neden? Çünkü asgari ücret Türkiye'de temel ücret haline gelmiş durumda, çünkü emeğiyle geçinen yurttaşlar enflasyona yem edilmiş durumda, çünkü herkes ‘Yeni yılda gelecek zam ve vergi yağmuruyla nasıl baş edeceğim’ diye hesap yapıyor. Maalesef asgari ücret bu ülkede artık ortalama ücret oldu, artık 10 milyonlarca işçi ve emekçi asgari ücretle hayatını sürdürmek zorunda kalıyor ve bu iktidar yanlış ekonomi politikaları ve tercihleriyle işçiyi, emekçiyi, dar gelirliyi, ücretli çalışanı perişan etmeye devam ediyor.

“2'NCİ YÜZYILINDA CUMHURİYETİ DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRMAK, EŞİT YURTTAŞLIĞIN ÖNÜNÜ AÇMAK, TOPLUMSAL YARALARI SARACAK ONARICI BİR ADALETİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN NELER YAPILABİLECEĞİ KONUSUNDA ORTAK BİR GÜNDEM OLUŞTURALIM”

Sizin döneminizde arkadaşlarımız cezaevinde, sizin dönemizde partimize kapatma davası açıldı, sizin döneminizde yargı, iktidarın aparatı ve Kürtlerin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor. Sizin döneminizde halkın iradesi gasbedilerek kayyumlar atanıyor ve birçok Kürt düşmanı uygulama her gün devam ediyor, Kürt sorununa her gün yeni bir sorun ekliyor bu iktidar. Size sesleniyoruz, iktidara söylüyoruz, sizin ‘verdik’ dediğiniz tüm hakların arkasında muazzam bir demokratik mücadele, fazlasıyla ödenmiş bedeller var. Üstelik, halen bu bedeller ödenmeye devam ediyor Kürt halkı tarafından. Türk, Kürt kimse bedel ödemesin istiyoruz. Çağrımız Meclis’teki bütün partilere, gelin, bu sorunun çözümü için yeniden inisiyatif alalım. Çözüm sürecinin tıkanan yanları neydi? Sona ermesinin nedenleri neydi? Bu süreç nasıl ilerletilir? Bir araştırma komisyonu kuralım, hızlı bir biçimde çalışmalarına başlasın ve siyasetin, demokratik kamuoyunun, toplumun önüne bir yol haritası çıkarsın. Kürt sorununun doğrudan kaynaklık ettiği demokrasi, hukuk, adalet, toplumsal eşitsizlikler, ekonomik krizlerin çözüm yolları konusunda araştırma yapmak üzere bir Meclis komisyonu oluşturalım ve çalışmalarına başlasın. Parlamentoda grubu bulunan ve bulunmayan siyasi partiler olarak 2'nci yüzyılında Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmak, eşit yurttaşlığın önünü açmak, toplumsal yaraları saracak onarıcı bir adaletin gerçekleşmesi için neler yapılabileceği konusunda ortak bir gündem oluşturalım ve tartışalım. Cumhuriyet’in 2’nci yüzyılı tüm sorunlarımızın ortak akıl ve uzlaşıyla çözüme kavuşturulacağı bir çözüm yüzyılına dönüştürülsün, demokrasiyi yüzyılına dönüştürülsün ve nihayetinde demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasayı hep birlikte yapalım. Açık ve net teklifimiz budur.

“BU PARLAMENTO NASIL Kİ ULUSLARARASI MESELELERDE MÜZAKERE ÇAĞRISI YAPIYORSA KENDİ MESELEMİZDE DE DEMOKRATİK MÜZAKERE SÜRECİNİ İŞLETEBİLMELİDİR”

Demokratik çözüm yeri parlamentodur. Çözüm yolu, diyalog ve müzakeredir. Çözüm aracı demokratik siyasettir. Demokratik siyasetin güç kazanmasıdır. Kürt sorununun demokratik müzakere yoluyla çözümünden korku duyulmaması gerekiyor. Barışçı ve demokratik bir çözüm toplumun yararına değil midir? Aksini kim iddia edebilir? Herkes şapkasını önüne koyup bunu iyi düşünmelidir. Güvenlikçi politikaların peşinden sürüklenip gidileceğine, bu ülkede toplumsal barışı yaratsak ve dünyaya örnek olsak ne kaybederiz? Hangi iktidar, hangi koltuk, hangi makam, hangi mevki, toplumsal barıştan daha değerli olabilir, insan hayatından, gençlerin hayatından daha kıymetli olabilir? Bu Parlamento nasıl ki uluslararası meselelerde İsrail, Filistin, Ukrayna, Rusya gibi konularda barış ve müzakere çağrısı yapıyorsa, diplomasi öneriyorsa kendi meselemizde de demokratik müzakere sürecini işletebilmelidir. Terzi olarak kendi söküğümüzü neden dikemiyoruz? Biz bu meseleyi kendi içimizde, parlamenter zeminde, demokrasi yoluyla çözebilecek birikime, tecrübeye sahip değil miyiz? Sahibiz. Yeter ki siyasi irade ortaya konulsun, burada oturup cesaretle her şeyi tartışabilelim.

“KAYYUMLAR ŞİMDİ GİDERAYAK BELEDİYELERİN BİR BİR İÇİNİ BOŞALTIYOR”

Kayyumla yönetilen şehirlerin Sayıştay raporları incelendiğinde çok vahim bir tablo söz konusudur ki Sayıştay raporları buz dağının görünen kısmı bile değildir. O kayyumlar şimdi giderayak belediyelerin bir bir içini boşaltıyor; yaptıkları yolsuzluklar, usulsüzlükler, talan, hırsızlıkların ötesinde, bir bir belediyelerin içini boşaltıyor; taşınmazları, arazileri, tesisleri hatta belediyelerin hisselerini bile devrediyor bu kayyumlar, peşkeş çekiyor. Kime? İktidar yandaşlarına. 31 Mart’ta boş belediye binaları bırakıp kaçmak istiyorlar; amaçları bu, kara bir leke ve büyük bir utançtır bu. Bu gaspçı uygulamayla Kürt halkında nasıl bir kırılma yarattığınızın farkında mısınız? İnsanları duyguda, nasıl uzaklaştırdığınızın farkında mısınız? Kürt halkı demokratik siyasette ısrar ediyor, demokratik siyaseti çözüm yolu olarak görüyor, sandığa gidiyor. Ezici bir çoğunlukla belediye başkanını, belediye meclis üyelerini seçiyor, kentini kendi belediye başkanları yönetsin istiyor. Siz ise Kürt halkına hakaret ederek bu yolu kapatıyorsunuz, iradesini gasp ediyorsunuz. Demokratik siyaset yolunu kapatmak hangi akla ve amaca hizmettir, hiç düşündünüz mü?

“KAYYUM POLİTİKANIZ SANDIKTA ÇÖP OLACAKTIR, HALK SİZİN BU SİYASİ MÜHENDİSLİK PROJELERİNİZİ UN UFAK EDECEKTİR, KAYYUMSUZ BİR DEMOKRASİYİ YARATACAKTIR”

31 Mart bu açıdan tarihi öneme sahiptir. 31 Mart zulme, inkara ve hakarete karşı halkın topyekun sandık yoluyla vereceği tarihi yanıta tanıklık edecektir, göreceksiniz. Kayyum politikanız sandıkta çöp olacaktır, halk sizin bu siyasi mühendislik projelerinizi un ufak edecektir, kayyumsuz bir demokrasiyi yaratacaktır. Kayyumların sandıkta kaybedecek olması, aynı zamanda Türkiye'nin her yerinde demokrasinin kazanması demektir çünkü kayyum Batı için de bir tehdittir. O yüzden, herkesin, Kürt halkının kayyumlara karşı yükselteceği yerel demokrasi mücadelesine destek olması gerekir, sahip çıkması gerekir. Boğaziçi Üniversitesi’nin kayyumdan kurtularak özgürleşmesi için Cizre’nin ve Amed’in kayyumlardan özgürleştirilmesi gerekiyor.

“TÜRKİYE'NİN İHTİYACI KIRMIZI KİTAPLAR, MİLLİ GÜVENLİK SİYASET BELGELERİ DEĞİL, TÜRKİYE'NİN İHTİYACI DEMOKRATİK SİYASET BELGESİDİR”

Hukukun temel ve evrensel ilkeleriyle aranıza büyük bir mesafe koymuşsunuz, demokrasiyle aranıza büyük bir mesafe koymuşsunuz, demokratik siyaset alanını kumpas ve kapatma davalarıyla daraltmaya çalışıyorsunuz. Gazeteciler cezaevinde, demokratik siyaset yürüten siyasetçiler cezaevinde, seçilmişler cezaevinde, bu Parlamento’nun bir üyesi Can Atalay cezaevinde, yerel yönetimler kayyum darbesi altında. İşte, tüm bunların dayanağı o kırmızı kitaptaki zihniyettir. Belli ki kırmızı kitabı iyi hatmetmişsiniz, harfi harfiyen uyguluyorsunuz. Yeni vesayet rejimini bizzat siz adım adım inşa ediyorsunuz ama yanlış yapıyorsunuz, yanlış yol izliyorsunuz. Türkiye'nin ihtiyacı kırmızı kitaplar değil, milli güvenlik siyaset belgeleri değil, güvenlikçi paradigma değil; Türkiye'nin ihtiyacı demokratik siyaset belgesidir, demokratik çözümdür, demokratik müzakeredir, demokrasi reformlarıdır. Gelin, Meclis komisyonunun ortaya çıkardığı bu raporu güncelleyelim. Bu raporu güncelleyelim eğer illa bir şey güncellemek istiyorsanız.”

 

Kaynak: anka