Filistin'in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, bugün Ankara'da düzenlenen Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü etkinliğinde; “50 günü aşkın süredir, İsrail'in gerçekleştirdiği dünyanın onlarca yıldır benzerine tanık olmadığı katliamları, mezalimleri ve sistematik yıkımları durdurmak için uluslararası toplumu müdahale etmeye çağırıyoruz. Ancak uluslararası toplum halkımızı bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı...Filistin beyaz bayrağı kaldırmayacak. Şehitlerini gömecek, yaralılarını iyileştirecek, yoluna devam edecek ve onu yüzüstü bırakanları unutmayacak” dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ise “Gazze’deki insani durumun vahameti karşısında Filistinli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız Mısır ile eş güdüm içerisinde devam etmektedir” dedi.

Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle bugün Ankara Yaşar Kemal Kültür Merkezi'nde etkinlik düzenlendi. Türk Hükümeti, Filistin Büyükelçiliği, Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilciliği'nin düzenlediği etkinliğe Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, AKP Kayseri Milletvekili eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve çok sayıda yabancı misyon temsilcisi katıldı. Etkinlik Türkiye ve Filistin milli marşlarının okunmasıyla başlandı. Kısa film gösterisinin ardından açış konuşmalarına geçildi.

Filistin'in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, şöyle konuştu:

“ARAP MÜSLÜMANLAR VE FİLİSTİNLİ HRİSTİYANLAR OLARAK TOPRAKLARIMIZA KÖK SALACAĞIZ”

“Acıyı ve azabı nesilden nesile teslim ediyoruz. Tarih 2023 yılının Filistin'deki mazlumların sömürgeci faşizme karşı cesaretle karşı çıktığı, haklarını, evlerini, insanlığını, canlarını savunmak için haykırdığı yıl olduğunu kayıtlarına ekleyecektir. Filistinliler olarak yerleşimcilerin sömürgeci şiddetine göğüs gerdik, acılara ve tarihi adaletsizliklere de dayandık, biz halk olarak yaşamaya devam ettik ve tüm varoluşsal zorluklara rağmen yaşamaya devam edeceğiz çünkü, yaşamanın bir yolunu bulabilirsek aslında biz hayatı seviyoruz. Bu vahşi işgale direnme hakkımızdan bahsetmemize ve anlatmamıza ihtiyaç duymuyoruz, çünkü bu bir hak olmaktan ziyade Filistin'de ve Filistin için var olma ve hayatta kalma yoludur.

Siyonizmin sadist ve kanlı eylemlerini ifşa etmeyi görevimiz olarak görmüyoruz. Bu görevi ırkçı bir devlet ve acımasız bir ordunun davranışları bu görevi mükemmel bir şekilde yerine getiriyor. Ancak görevimiz, bu anı sadece kurbanları değil, aynı zamanda hatırlayacak, kaydedecek, direnecek, yaşayacak ve zafere ulaşacak bir halk olarak kaydetmektir. Tarihimiz bu eylem ve suçların öyküsünü yalnızca sömürgeciliğin vahşetinin değil, aynı zamanda yaşama ve direnme kararlılığımızın direncinin de kaydı olarak anlatacaktır. Arap Müslümanlar ve Filistinli Hristiyanlar olarak topraklarımıza kök salacağız ve insanlığımıza sımsıkı sarılacağız. İnsanlığımızı kaybetmiş olanlara, insanlığımızı kanıtlamak için bir ihtiyaç duymuyoruz.

MANSUR YAVAŞ ÇAYIRHAN'DA: "ÇÖP PROJELERE PARA HARCARSANIZ KENDİ İLÇENİZDE YAŞAYAN DESTEK İHTİYACI OLANLARI GÖZÜNÜZ GÖRMEZ" MANSUR YAVAŞ ÇAYIRHAN'DA: "ÇÖP PROJELERE PARA HARCARSANIZ KENDİ İLÇENİZDE YAŞAYAN DESTEK İHTİYACI OLANLARI GÖZÜNÜZ GÖRMEZ"

“50 GÜNÜ AŞKIN SÜREDİR İSRAİL'İN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ KATLİAMLARI DURDURMAK İÇİN ULUSLARARASI TOPLUMU MÜDAHALE ETMEYE ÇAĞIRIYORUZ. ANCAK ULUSLARARASI TOPLUM BİZİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTI”

50 günü aşkın süredir, İsrail'in gerçekleştirdiği dünyanın onlarca yıldır benzerine tanık olmadığı katliamları, mezalimleri ve sistematik yıkımları durdurmak için uluslararası toplumu müdahale etmeye çağırıyoruz. Ancak uluslararası toplum halkımızı bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. Üstelik bazıları maalesef katilleri açıkça destekledi. Buna rağmen, uluslararası topluma müdahale çağrısında bulunduğumuzda, bunu yalvarma veya yakarış duygularıyla yapmıyoruz halkımız bundan daha üstündür. Bu çağrı, uluslararası topluluğa, bu gaspçı varlığı Filistin topraklarımıza ve Arap bölgemize yerleştirme sorumluluğundan dolayı kendisine verilen ahlaki ve hukuki sorumlulukları ve görevleri hatırlatmanın bir yolu olarak geliyor.

İsrail'e doğum belgesi veren ve 75 yıl önce Filistin devletini kurma kararının diğer yarısının uygulanmasını hâlâ göz ardı eden, 1947'deki taksim projesinin yazarı uluslararası toplum değil mi? Filistin beyaz bayrağı kaldırmayacak. Şehitlerini gömecek, yaralılarını iyileştirecek, yoluna devam edecek ve onu yüzüstü bırakanları unutmayacak. Yanında duranları da unutmayacak. Halkımız teslim olmayacak, Gazze'yi yeniden inşa edecek.

Vatanımızın tarihsel topraklarında, eş değer yaşama ilkesinde iki devlette gerçek barışa gelin dedik. Biz ve onlar için acıya karşı umudu gösterdik. Buna karşı bize daha fazla katliam, ölüm, yerleşme ve hapse atmayla cevap verdiler. Topraklarımızın cesedini parçaladılar, yuttular gettolara dönüştürdüler. İşgal zihniyetinden, korku ve militarizasyondan kurtulmaları, kendi kendileri ve komşularıyla uyum içinde yaşamaları, toplumlarının cellatlar toplumuna dönüşmemesi için ahlaki, kültürel, siyasi ve hukuki yardım vermeye çalıştık fakat özgürlük ve barışa olan tüm iştah ve ısrarımıza rağmen bu mucizeyi gerçekleştirmekte başarılı olamadık. Düşmanı, barış ortağına dönüştürmeye çalıştık başarılı olamadık. Genelde insanlar savaştan korkar fakat tuhaf olan, İsrail bizimle barışın riskinden korkuyor. Adil barış için çabalarımızı diplomatik ve siyasi terör olarak itham ediyor.”

“YÜZDE 70'İ ÇOCUK, KADIN VE YAŞLI OLMAK ÜZERE 60 BİNDEN FAZLA FİLİSTİNLİ İSRAİL SALDIRISININ KURBANI OLMUŞTUR”

Büyükelçi Faed, ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın mesajını okudu. Abbas'ın mesajı özetle şöyle:

“Filistin davasının içinden geçtiği bu zor dönemde, en karanlık zamanlarda bile, umut ışığı, dünyanın her yerinden gelen halkların ilkeli duruşlarından geliyor. Bu halklar, Filistin halkı ile, mücadelesi ile ve özgürlük, bağımsızlık ve geri dönüş gibi meşru hakları ile dayanışmalarını ifade ederek saldırganlığı, savaşı, cinayeti, yıkımı ve yerinden edilmeyi kınamayı ve tarihin doğru tarafında olmayı dile getiriyor.

Bugün, kendi adıma ve Filistin halkının adına, bu halklara ve bu halklarının seslerini ve duruşlarını yansıyan liderlerinin ve Filistin davasının haklılığına ve halkımızın yaşam, özgürlük ve kendi kaderini tayin etme gibi vazgeçilmez haklarına inanan herkese teşekkürlerimi ve minnettarlıklarımı sunuyorum. Halkımıza yardım ve insani desteğini sunmak için harekete geçen tüm devletlere, kuruluşlara ve halklara da ayrıca teşekkür ederiz.

İsrail işgal güçleri, ekim ayının yedinci gününden bu yana, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar da dahil olmak üzere korkunç uluslararası suçlar işlemiş olup, masum insanları hedef alan barbarca saldırganlığı, kirli bir intikam savaşını ve soykırım suçlarını başlatmıştır. Şu ana kadar ölü ve yaralı olarak yüzde 70'i çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere 60 binden fazla Filistinli bu İsrail saldırısının kurbanı olmuştur. Binlerce kişi enkaz altında hayatını kaybetmiş, tam aileler yok edilmiş ve 1.7 milyon Filistinli, yeni bir felaketin yaşanmasına yönelik girişimde bulunularak yerinden edilmiştir. İsrail'in savaş makinesinin hedef aldığı yerleşimler, binalar, tesisler, barınma merkezleri ve altyapılar arasında on binlerce yapı zarar görmüştür. Bu savaş, Filistin halkına yönelik bu zalim işgalin, Filistin devletinin topraklarını, Kudüs dahil olmak üzere, sürekli olarak sömürgeleştirmek ve işgal etmek amacıyla başlattığı saldırıların bir uzantısıdır.

“HALKIMIZ İSRAİL İŞGAL GÜÇLERİNİN TOPRAKLARI VE KAYNAKLARI ELE GEÇİRME AMACIYLA YAPTIĞI SALDIRILARA MARUZ KALMAKTADIR”

Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria'da, halkımız, İsrail işgal güçlerinin toprakları ve kaynakları ele geçirme amacıyla yaptığı geniş ve ciddi saldırılara maruz kalmaktadır. Bu nedenle uluslararası toplumu ve tüm uluslararası örgütleri, işgal altındaki Filistin topraklarındaki sessiz ilhak uygulamalarını durdurma, yerleşim faaliyetlerine son verme, günlük uygulamalarla etnik temizlik ve ırk ayrımcılığı uygulamalarını durdurma, hem Hristiyan hem de Müslüman halkımıza yönelik saldırıları, kutsal yerlerine yönelik saldırıları durdurma ve Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınları engelleme ve kutsak şehirdeki mevcut hukuki ve tarihi gerçekliği değiştirmeye yönelik girişimleri son vermeye çağırıyoruz.

Ayrıca işgalcilerin şehirleri vurmaları, saha infazları, keyfi gözaltıları, esirlere yönelik saldırıları, şehitlerin cenazelerini alıkoymalarını, Filistin halkının parasal kaynaklarını ve kaynaklarını gasp etmelerini, işgal ordusu tarafından desteklenen yerleşimci terörist milislerin suçlarını, ve diğer sistemli ve geniş çaplı suçları durdurmaya çağırıyoruz. Aynı zamanda Kudüs ve Batı Şeria'daki halkımıza yönelik terör ve saldırılarını sürdürmek için binlerce terörist sömürgeci yerleşimciyi silahlandırmayı durdurmaya ve son vermeye çağırıyoruz.

Şu anda ve acil olarak yapılması gerekenler: İsrail saldırısına derhal son verilmesi, Gazze'deki halkımıza ateşkes sağlanması, yardım ve insani yardımların girişinin sağlanması için acilen harekete geçilmesi, zorla yerinden edilmenin reddedilmesi ve önlenmesi, Filistin halkına acil uluslararası koruma sağlanması, hesap verebilirlik ve sorumluluk yoluyla adaletin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni bölmeyi veya alanını küçültmeyi reddedilmesi veya işgal güçlerinin Gazze'ye yeniden konuşlandırılmasını engellemek gerekmektedir.

İki devletli çözüme yönelik stratejik tehdidi ortadan kaldıracak stratejik adımların atılmasının gerekliliğinin yanı sıra Birleşmiş Milletler kararlarına, uluslararası hukuk ve barış süreci kaynaklarına dayanarak İsrail'in başkenti Kudüs olan Filistin Devleti topraklarındaki sömürgeci işgaline son vererek, sorunun kökenini ve Orta Doğu'daki güvenlik eksikliği ve istikrarsızlığın nedenini ortadan kaldırmak için pratik adımlar atılmalıdır. Ayrıca Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, ulusal bağımsızlık ve sürgündeki Filistinli mültecilerin 194 sayılı karar uyarınca evlerine dönmeleri gibi temel hakların tanınması ve uygulanması, atılması gereken adımlar arasındadır.

“HALKIMIZ SÖMÜRGECİLİĞE VE APARTHEİD'A BOYUN EĞMEYECEKTİR”

Filistin halkının yasal temsilcisi ve tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü, Filistin halkının meşru haklarını somutlaştırmak için ulusal mücadeleyi yönetmiş, Filistin meselesinde tasfiye projeleri ve parçalı çözümleri reddetmiş, bağımsız ulusal kararı korumuş ve Filistin halkının topraklarında mutlak egemenliği sürdürmüştür. Gazze'de bir devlet olmadığını, Gazze olmaksızın bir devletin de olamayacağını ve Gazze'nin Kudüs ve Batı Şeria gibi Filistin devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamıştır. Halkımızın haklarını korumak, saldırı ve işgale karşı koymak, siyasi ve hukuki araçlarla ve barışçıl halk direnişiyle direnmek için çalışacağız. Halkımız sömürgeciliğe ve apartheida boyun eğmeyecektir.

“FİLİSTİN DEVLETİ'NİN BM'YE TAM ÜYE OLMASININ SAĞLANMASINI TALEP EDİYORUZ”

Uluslararası toplumun uluslararası meşruiyet kararlarına ve Güvenlik Konseyi'nin 2334 (2016) sayılı kararında belirtilenler de dahil olmak üzere belirli bir zaman dilimi içerisinde açık uygulama mekanizmalarına dayalı çözüme ilişkin referanslarına ve temellere dayanarak, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti topraklarının işgaline son verilmesini temel alan uluslararası toplumun bölgede istikrar ve barış vizyonunu gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir. Ayrıca, devletlerin ve üçüncü tarafların, hukuka aykırı eylemleri tanımama, bunlara hiçbir şekilde destek vermeme, uluslararası hukuka saygıyı sağlama ve savunmasız halklarımıza uluslararası koruma sağlama görevlerini üstlenmelerinin ve Halkımızın kendi kaderini tayin hakkını kullanması, kendi topraklarında özgürlük ve bağımsızlık kazanması, bölgede adil ve kapsamlı barışın sağlanmasının Vakti gelmiş durumdadır. Bu bağlamda, ilk adım olarak Filistin Devleti'nin Güvenlik Konseyi kararıyla Birleşmiş Milletler'e tam üye olmasının sağlanmasını talep ediyoruz. Bununla birlikte, iki devletli çözümü sürdürmeyi hedefleyen ülkeleri, Filistin Devleti'ni tanımaya, barışı desteklemeye, saldırganlık ve savaşı reddetmeye, ve umutlarını sürdürmeye çağırıyoruz.

İsrail'in mevcut saldırganlığı bizi bir yol ayrımına getiriyor. Ya uluslararası irade ya da işgalin iradesi galip gelecektir. İşgalin iradesi, sömürgeciliğin sürdürülmesinde ve yerleşim politikaları, yerleşimci terörü, Kudüs şehrine yapılan saldırılar, kutsallıkların ihlali ve Çatışmayı siyasi bir çatışmadan iyi sonuçları olmayan dini bir savaşa dönüştürmesi ile desteklenen istikrarsız ve yakıcı bir Ortadoğu vizyonunda vücut bulmaktadır.

“İSRAİL, İŞGALİ SIRASINDA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ZARARLARDAN SORUMLU TUTULMALI”

Uluslararası hukuk ve kurumları ile uluslararası adalet kurumlarına karşı yükümlülüklerimize bağlı olduğumuzu, bu kurumların Filistin halkının mağdurları için barış ve adaletin sağlanmasının temeli olarak uluslararası hukuk ve uluslararası insan haklarına aykırı işgalci suçlarına karşı hesap verme ve kovuşturmadaki görevlerine olan taahhüdünü ve İsrail'in işgalci bir otorite olarak yok ettiği her şeyin sorumluluğunu üstlenmesi, Gazze'de ve Kudüs dahil Batı Şeria'da işlediği suçlarından kaynaklanan zararı telafi etme taahhütlerini ifade ederiz. İsrail'in, işgal sırasında gerçekleştirdiği zararlardan sorumlu tutulması ve Gazze, Batı Şeria ve Kudüs dahil olmak üzere bölgedeki suçlarından kaynaklanan zararı telafi etme görevini yerine getirmesi gereken bir egemenlik olarak işgale dair sorumluluklarını ifade ederiz.

Uluslararası sistemin Filistin davasını ele alamaması veya görmezden gelmesi, Bu sistemin ve sürdürülebilirliğinin başarısızlığı anlamına gelmektedir. Dünyanın başkentlerinde milyonlarca akın eden halk, özgür ve dayanışmacı sesler Filistin hakkının ve halkımızın efsanevi kararlılığı yanında duruyorlar, uluslararası hukukun ilkelerine ve bunların çifte standart veya seçicilik olmaksızın uygulanmasının gerekliliğine saygı göstererek duruyorlar.

Son olarak Filistin'deki, mülteci kamplarındaki Filistin halkımızın kararlılığını selamlamak istiyorum. Kahraman şehitlerimizi, esirlerimizi ve yaralılarımızı gururla ve onurla selamlıyorum. Hepinize şunu söylüyorum: İşgalin sona erdirilmesinde ve özgürlük ve bağımsızlığı elde etmekte hedefimizin aynıdır. Tekrar vurgulamak isterim ki işgal sona erecek ve Filistin halkı, er ya da geç zafer kazanacaktır.”

“GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ, PES ETMEYECEĞİZ”

Faed, Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın mesajını okuduktan sonra sözlerini şöyle tamamladı:

“Geri adım atmayacağız, pes etmeyeceğiz. Biliyoruz ki bu evrende tek başımıza değiliz. Dünyanın tüm onurluları ve özgürleri yanımızdadır. Çeşitli kıtalardan dost ve kardeş tüm ülke ve halklara teşekkürler. Her zaman mazlumun destek veren ve hak ile adalet yanında olan, Latin Amerika’dan, Afrika’dan, Asya’dan ve Avrupa’dan dostlarımıza teşekkürler.

Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık haklarını değişmez bir tavırla destekledikleri için başta Türkiye Cumhuriyeti'ne, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsı olmak üzere, Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarına sonsuz teşekkürler. Adil davamızda yanımızda oldukları ve destek verdikleri için dost ve kardeş Türk halkına teşekkürler.”

URALOĞLU: İSRAİLLİ YETKİLİLERİN FİLİSTİN HALKINA KARŞI İŞLEDİKLERİ SUÇLARDAN ÖTÜRÜ SORUMLU TUTULMALARI İÇİN TÜM ULUSLARARASI MEKANİZMALARIN HAYATA GEÇİRİLMESİNİ DESTEKLİYORUZ

Bakan Uraloğlu ise şunları kaydetti:

“On yıllardır süregelen İsrail işgali ve mezalimi karşısında Filistinli kardeşlerimizin haklı davasına verdiğimiz güçlü desteği bir kere daha vurgulamak istiyorum. Ne yazık ki bugünü Gazze'de uluslararası hukukun ve en temel insan haklarının ayaklar altına alındığı bir dönemde geçiriyoruz.

7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail'in Gazze'ye yönelik barbarca saldırılarında 15 binden fazla Filistinli kardeşimizin hayatını kaybetmesi hepimizin vicdanını derinden yaralamıştır. İsrail'in saldırılarında hayatını kaybeden tüm kardeşlerimiz için Allah’tan rahmet ve yaralananlara acil şifalar ve bütün Filistin halkına baş sağlığı diliyorum.

Hastane, okul ve ibadethane gibi sivil tesisler ayrım gözetilmeksizin hedef alınmaktadır. Katledilenlerin yaklaşık dörtte üçünü kadın ve çocukların oluştuğu bir ortamda tüm dünyada kamuoylarında büyük bir tepki oluştuğunu görüyoruz. İsrail’e koşulsuz destek veren hükümetlerin de bu sese kulak vermesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i yerlerinden edilmiş durumdadır. Sivil nüfusun zorla yerlerinden edilmelerinin uluslararası hukukun en ağır ihlalini teşkil ettiğini bir kere daha vurgulamak istiyorum. Ayrıca Batı Şeria’da İsrail güvenlik güçleri ve yasa dışı yerleşimcilerin Filistinli sivillere yönelik saldırıları tehlike boyutlarına ulaşmış durumdadır. İsrailli yetkililerin Filistin halkına karşı işledikleri suçlardan ötürü uluslararası hukuk önünde sorumlu tutulmaları için ilgili tüm uluslararası mekanizmaların hayata geçirilmesini Türkiye olarak destekliyoruz.

“13 EKİM'DEN BU YANA 214 TON İNSANİ YARDIM MALZEMESİ GAZZE'YE ULAŞTIRILMAK ÜZERE SEVK EDİLMİŞTİR”

Gazze’deki insani durumun vahameti karşısında Filistinli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız Mısır ile eşgüdüm içerisinde devam etmektedir. Bu kapsamda 13 Ekim'den bu yana 214 ton insani yardım malzemesi, 10 uçağımızla Gazze’ye ulaştırılmak üzere sevk edilmiştir. Ayrıca deniz yoluyla sevk edilen gemimizle sahra hastanesi ve tıbbi donanımlar ile ilaçları, acil müdahale üniteleri, mobil mutfak, jeneratörler, 20 adet ambulans, 2 adet UMKE aracı, 8 tır içme suyundan müteşekkil yardımlarımız 13 Kasım’da Mısır’a ulaştırılmıştır. İlave yardımlarımızın deniz yoluyla sevkine yönelik planlamalarımız da sürmektedir.

İsrail saldırıları nedeniyle faaliyetlerine son vermek zorunda kalan Gazze Türk-Filistin Dostluk Hastanesi’nde tedavi gören kanser hastaları başta olmak üzere Gazze’deki çok sayıda hasta ve yaralı kardeşimizin ülkemizde tedavisine yönelik çalışmalar da sürmektedir. Son günlerde Gazze’deki çatışmalara kısa süreliğine insani ara verilmesi ve akan kanın ve sivillerin acılarının bir nebze olsun hafifletilmesi bakımından olumlu bir sonuç teşkil etmektedir. Buna mukabil asıl beklentimiz çatışmaların tamamen sona ermesi ve iki devletli çözüm temelinde Filistin'de adil ve kalıcı barışa yönelik sürecin gecikmeksizin başlatılmalıdır.

1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin vücut bulması, sürdürülebilir adil bir barışın tek seçeneğidir. Türkiye olarak sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğindeki tüm girişimlerimizle akan kanın bir daha tekrarlamamak üzere durması ve Filistin'de kalıcı barışın tesisi için elimizden gelen her türlü katkıyı sağlamaya devam edeceğiz.”

Kaynak: