Kara: Hekimlerimizin Hakkının Teslim Edilmesine İhtiyacı Var! Kara: Hekimlerimizin Hakkının Teslim Edilmesine İhtiyacı Var!

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) haftalık Meclis grup toplantısını Hatay’da yaptı.                                                  
HASYAD salonunda gerçekleştirilen toplantıya parti üyeleri, milletvekilleri ve çok sayıda depremzede katıldı. Depremin birinci yıl dönümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yaşamını yitirenleri andı.
"6 ŞUBAT 04.17 HAVADA ASILI KALMIŞ BİR ZAMANDIR, BİR ANDIR. BİZ O ANIN ÖTESİNE HENÜZ GEÇEMEDİK"
6 Şubat depremlerinin yıl dönümü dolayısıyla depremde en ağır yıkımın yaşandığı Hatay'da gerçekleştirilen DEM Parti Grup toplantısında konuşan Eş Genel Başkan Hatimoğulları: "Sanırım benim için en zor grup konuşması olacak. Çünkü bizler, bugün sabah 04.17'de bizim için hayatın durduğu an. Bizim için evlerimizin, geçmişimizin ve neredeyse geleceğimizin paramparça enkaz altında kaldığı bir gün bizim için. Aradan bir sene geçti ama hala bizim için bir seneki önceki 6 şubat 04.17 havada asılı kalmış bir zamandır, bir andır. Biz o anın ötesine henüz geçemedik. Depremzedeler o anın ötesini henüz yaşayamadı. O anın ötesini yaşamak ve kendi hayatını yeniden kurmak adına ne yazık ki hiçbir adım atılmadığı için de bir sene sonra geriye dönüp baktığımızda ikinci kez enkaz altında kaldığımızı gördük.
Resmi rakamlara göre 50 binin üzerinde açıklanan ama Murat Kurum'un ağzından kaçırması ile 130 bin olduğu söylenen -ki biz bunu biliyorduk- belki sayısı daha fazla. Şu anda kayıp olan ve hala bulunamayan ve ailelerin mezar taşı olsun diye yana yakıla çaba harcayan bütün canlarımız için hem ailelerine hem bütün Türkiye'ye hem Hatay'a, değerli halklarımıza baş sağlığı dileklerimi bir kez daha iletiyorum partim adına.
"İLK GÜNLERDE YARDIMIMIZA KOŞMAYAN İKTİDARA BÜYÜK BİR ÖFKE VAR"
O giden canlar bir sayı değil, 100 bin-130 bin-150 bin bu bir rakam değil; bu salonda bulunan her arkadaşımızın her akrabamızın her dostumuzun bir yakını o enkaz altında kaldı. Bugün biz sokakta gezerken yeni yeni daha kimin öldüğünü öğrenebiliyoruz ve bizim en büyük acımız, en büyük öfkemiz; bizlerin en o gün enkaz altında bilerek ve isteyerek ölüme terk edilmesi. Bakın dünden beri anmalar devam ediyor... Sabah 04.17'de Antakya merkezde yürüyüşümüz gerçekleşti ve Samandağ'da sabahleyin mezar ziyaretlerimiz oldu. Akabinde büyük bir halk yürüyüşümüz oldu, inanın hepsinde en büyük öfke, en büyük acı; bu doğal afetin bir felakete dönüştüren sisteme karşı bir öfke var ve aynı zamanda 6 Şubat 04.17'den itibaren ilk günlerde yardımımıza koşmayan iktidara büyük bir öfke var.
"BİZİM EN BÜYÜK ÖFKEMİZ İŞTE BUNADIR, BİZ ÖLÜME TERK EDİLDİK"
Depremin hemen ardından memleketi olan Hatay’a geldiğini anımsatan Tülay Hatimoğulları, burada belediyeler tarafından gönderilen kurtarma ekiplerinin kendilerine “kepçe temin edebilirseniz daha çok insanı kurtarabiliriz” dediğini ifade etti. Samandağ’da yana yakıla kepçe aradıklarını ancak sadece bir tane bulabildiklerini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Biz ölüme terk edildik, bunun acısını yüzlerce kez ölüp dirilsek de asla unutmayacağız. Öfkemiz asla dinmeyecek. Biz o gün ‘devlet yoktur’ dediğimizde ne alakası var diyorlardı. Ben Hatay’a ilk geldiğim anda ki depremden birkaç saat sonra ben Hatay’daydım. İnanın yollar çatlamıştı, karayolunda derin çatlaklar oluşmuştu. Peki, biz bunu unutabilir miyiz? İnsanlar ‘sesimi duyan var mı’ dediklerinde sadece AFAD önlüğü giymiş ama AFAD ile alakası olmayan kadroların sokakta kenarda izlediğine tanık olduk. Onlara kepçeyi, küreği, kazmayı, hiltiyi biz getirip verdik. Bu AFAD’ın nasıl kağıttan kaplan olduğunu gösterdi. Bu iktidarın kurumlarının nasıl çürüdüğünü, bu kurumların hiç birinin insan merkezli insana destek amaçlı olmadığını AFAD örneğinde bir kez daha gördük. Oysa AFAD’ı ballandıra ballandıra anlatıyordu. Daha sonra ne öğrendik AFAD çadır satıyormuş, AFAD konserveleri satıyormuş. Yurttaşa vermesi gereken bu hizmetleri parayla başkalarına satıyormuş. İşte AFAD’ın yüzü, işte Kızılay’ın yüzü, işte AKP’nin yüzü, işte bu depremde iktidarın bu berbat yüzünü gördük" diye konuştu.
“ÖZEL, AYRIMCI POLİTİKA UYGULANDI”
Depremde ve depremin yıl dönümünde depremzedelere destek olan dayanışma ağlarına teşekkür eden Tülay Hatimoğulları, devletin hala deprem bölgesinde olmadığını vurguladı. Tülay Hatimoğulları, “Hatay’a özel bir politika izlendiğini hepimiz biliyoruz. Pazarcık’a Kürt Alevilerin yaşadığı bir bölgeye özel bir politika izlediğini biliyoruz. Hatay, Antakya halkı başta Arap, Aleviler olmak üzere burada yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların bariz bir biçimde nasıl ayrımcılığa maruz kaldığını bu depremde bir kez daha gördük. Ben burada doğan büyüyen bir Arap Alevi kadın olarak bu dışlanmayı doğduğum günden beri hissediyorum ama depremde de bu kadarın olacağını ben de tahmin etmiyordum. Bu kadar acı, yalnızlığa, ölüme terk edileceğini benim gibi birçok arkadaş aklının ucundan geçirmedi. Ama biz bunu yaşadık, deneyimledik ve yüzyıllarca bu acıları, tarihi, satır satır, harf harf yazacak" ifadelerinde bulundu.
DİRENİŞ UMUT OLDU”
Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bakın Dikmece köyüne. O civardaki Arap Alevilerin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde hızla kamulaştırma başlattılar. Bir gün telefonunuzu açıyorsunuz bir mesaj gelmiş ve sizin tapunuz artık size ait değil. Sizin eviniz ve arsanız artık size ait değil, zeytinlikleriniz artık size ait değil. Bir mesajla bu kadar basit bir şekilde size iletiliyor, para basitçe banka hesaplarına yatıyor. Depremzedelere diyorlar ki ‘gidin oradan paranızı çekin. Biz burayı istimlak ettik’. Bununla ilgili biliyorsunuz Dikmece direnişi yüzyıllık zeytin ağaçlarına, toprağına, köyüne sahip çıkan Dikmece köylüleri bütün Antakya, Samandağ, Defne, İskenderun, Erzin, Dörtyol, Adana, Mersin ve Türkiye’nin dört bir yanında desteklendi Dikmeci köylüleri. Muazzam bir direniş sergilediler ve en son halk direnişi kazandı. Bunu hem de hukuki olarak kazandılar. Ben burada sizlerin huzurunda zeytinliğine, toprağına, doğasına sahip çıkan Dikmece halkına teşekkürlerimizi sunuyorum. Onların direnişi bizlere umut oldu örnek oldu.
Daha sonra bu bir yıllık süre içerisinde yakın tarihte bir yasa çıkardılar, rezevr alan ilan etme yasası. Bu yasa çok tehlikeli bir yasa bakın bu yasada, yasanın uygulandığı ilk yer Hatay oldu. Hatay’da Antakya, Defne ve Samandağ’ını kapsayan 207 hektarlık alan rezerv alan olarak ilan edildi. Bu rezerv alan olarak ilan edilen bölgede iktidar artık istediği gibi at koşturacak. Oradaki yurttaşın yaklaşık 50-60 bin insanın yaşam alanlarına tekabül ediyor bu 207 hektarlık alan. Bu kadar insanı mağdur eden ve geleceksizleştiren bir yasa. Hatay’ı bu yasa ile bir laboratuvar olarak kullanacaklar, aynısını İstanbul’da Türkiye’nin diğer kentlerinde en güzel yerleri yurttaşın elinden alarak devlet istimlak edecek. Aslında AKP iktidarı bunları ranta açacak. Bütün dertleri budur. Bu rezerv alanı on binlerce yurttaşımızı mağdur etmiş durumda. Parlamentoda çok söyledik, vekillerimiz defalarca söyledi, grup başkanvekillerimizin bu konudaki duyarlılığı oldukça yüksek. Biz buradan bir kez daha AKP iktidarına diyoruz ki rezerv alan olarak ilan ettiğiniz yasayı derhal kaldırın ve yurttaşın olan toprağı ve varlığını onlara geri verin.
GÖÇ POLİTİKASINA DİKKAT ÇEKTİ
AKP iktidarı neden Hatay’da yoktu... Hatay’da on yıllardır devam eden asimilasyon politikaları özellikle Suriye’den gelen göçmenlerin buraya yerleştirilmesi ve nüfus değiştirme politikalarını iyi biliyoruz. Devletin on yıllardır burada yaşayan Arap Alevileri bu topraktan sürmek onların yerine kendi vatandaşı olarak gördüğü kesimleri yerleştirmek gibi bir plan ve projesi olduğunu biliyoruz. İşte yine Hatay halkı olarak en büyük acımız bu devleti Allah’ın lütfu olarak gören AKP iktidarının eline fırsat geçti ve şimdi bu topraklarda demografik yapıyı değiştirmek için uzattıkça uzatıyor. Kentte yoğun bir göçün olmasını bekliyor, istiyor. İşte ilk gün biz enkaz altındayken gelmediler ya işte bunun için gelmediler. Biz biraz daha ölelim, biz biraz daha azalalım diye gelmediler. Hemen akabinde uyguladıkları politikalara baktığımızda ki buradaki yurttaşımız çok iyi bilir Türkiye de buradan duysun; Antakya insanı çoluğunu çocuğunu okutmak için varını yoğunu ortaya koyan gerekirse toprağını, malını mülkünü satan bir toplumdur. Burada bizi okullarla sınadılar, hastanelerle sınadılar. Bakın biz okulların açıldığı ilk haftada o zaman DEM Parti olarak gelmiştik. İnanın ulaştığımız bütün çadır kentler, konteynır kentler, yaptığımız halk toplantılarındaki birinci gündem eğitim meselesiydi. Çünkü insanlar çocuklarını okutmak istiyor.
Depreme dirençli kentler yapacağız diyorlar. Oysa onlar depreme değil dirençli kentler, onlar insan canını hiçe sayan bir yapılanma biçimiyle adım atıyorlar. Bakın Türkiye ekonomisinin sürekli büyüdüğünden bahsedilir ve bazı rakamlar açıklanır. Hiçbir şekilde üretime dayalı bir büyüme değildir. İnşaat sektörüne dayalı bir büyümedir. Ve bu ülkenin bütün varlıklarını ve kaynaklarını 5’li çetesine peşkeş çeken sadece bu ülkede betonlaşmaya yatırım yapan bir anlayışla sosyalist iktisatçıların da ifade ettiği gibi hormonlu bir ekonomik büyümeyi adeta yaptıkları binalardan, karayollarından, köprülerden sağladılar. Yurttaşı mağdur ederek sağladılar. Hatırlayacaksınız gölcük depreminden sonra deprem vergisi olayı ortaya çıktı ve deprem vergisi toplandı. Deprem vergisinin nereye gittiğini, deprem sonrasında dönemin bakanı Mehmet Şimşek’e soru soruluyor; deprem vergileri nerede diye. O da diyor ki biz onlarla otoyol yaptık, havaalanı yaptık. Burada da bir ar damarı çatlamış. Utanmadan bunu söylüyor. Arkadaşlarımızı bir hesaplama yaptı. Depremden toplanan vergilerle, depreme dayanıklı 1 milyon 300 bin konut yapılabiliyor. Şimdi o paralar deprem için harcanmış olsaydı bir milyon 300 bin konut ne demek depremde hasar gören bütün binaları yıktıktan sonra yıkılmış binalarla birlikte çok daha fazlasını yapmak demektir.
Değerli arkadaşlar, enkaz altında kalan akıbeti belli olmayan, yakınları onları arayan kayıp depremzedeler için adım atmayanları asla unutmayacağız. Biz DEM Parti olarak bu ailelerin sesini dinledik ve Meclis’te kayıp insanların araştırılması için bir araştırma komisyonunun kurulması için teklifte bulunduk ama AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Dün kaybını arayan bir babanın Halk TV’deki konuşmasına canlı tanık oldum. Ben dedi ki sizden ev, konteyner, iş, ev, ekmek istemiyorum, sadece oğlumun, kızımın ve torunumu bulunmasını istiyorum. Onlara bir mezar yapalım istiyorum dedi. İşte bundan daha büyük bir acı olabilir mi? Zaten depremde cenazesini enkazdan kaldırıp mezara götürebilenler kendini şanslı hissetti. Biz bunu unutmadık, unutturmayacağız. Bizler bu acılara karşı toplum olarak direniyoruz. Erdoğan’ın söylediği köşeye sinmiş bir toplum değiliz, dün de öyle değildik yarın da öyle olmayacağız. Burada en fazla direnen sevgili kadınlar, örgütleyen öncülük eden sevgili kadınlar, hayatları 10-20 metrekarelik konteynırlara sığdırmaya çalışan sevgili kadınlar bu işin en önemli öncüleri sizlersiniz. Gitmiyoruz, buradayız sloganı buradaki kadınların çok önemli bir eseriydi. Bizler bu konuda sevgili kadınlara sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kadınlar her yerde mağdur oldular. Üzülerek ifade ediyorum, bunlar çok az yazıldı çizildi ama raporları mevcut. Kadınlar konteyner kentlerde, çadır kentlerde tacize uğradılar. O kadınlar hijyen malzemelerine ulaşamadılar, bir erkekten istemek zorunda kaldılar. Kadınlara bunları yaşattıkları için onları asla affetmeyeceğiz, bunları unutmayacağız. Huzurlarınızda kent için mücadele eden bütün depremzede kadınlara sonsuz saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Umudumuz sizlersiniz.
Hataylı depremzede bir kadın ‘sanki bir ağacım ben, ayaklarım dünya kadar ve ayaklarımdan kökler çıktı, bu toprağa daha sıkı sarıldım, kendimi ve kentimi ben yeniden inşa edeceğim’ dedi. Buradan bir kez daha sözümüz olsun ki bu derinden hissettiğimiz yüreğimizi canımızı en derinden yakan acıyı asla unutmayacağız unutturmayacağız. Yasımızı tutmaya devam edeceğiz ağlayacağız elbette anacağız ölülerimizi, yıkıntılarımızı yeniden nasıl inşa edeceğimizi hep birlikte bakacağız ama sözümüz siyasi alanda da toplumsal alanda da söylemekten ve bunun mücadelesini vermekten asla geri durmayacağız. Bizler Pazarcıklı kadınların da dediği gibi hiç bir yere gitmedik, buradayız. Antakyalı kadınların dediği gibi hiçbir yere gitmedik, buradayız. Bizler kendimizi de kentimizi de yeniden inşa edeceğiz. Antakya kadim bir kenttir 7 kez yıkılmış 7 kez küllerinden doğmuş bir kenttir. Burada ezan, çan, hazan ve Hazreti Hızır türbesinin tütsünün bir arada olduğu bütün semavi dinlere beşiklik etmiş bir kenttir bütün inançların merkezidir. Bizler Antakya’yı doğunun kraliçesinin üzerindeki siyah başörtüsünü çıkaracak ve biz yasımızı sadece oturup ağlayarak değil yasımızı doğunun kraliçesini yeniden ayağa kaldırmak için direnişe dönüştüreceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyoruz. Hep beraber başaracağız.” ifadelerine yer verdi.
Foto-Haber: Nezahat Fırıncıoğulları
 

Editör: Nezahat Fırıncıoğulları