Eğitim-İş Hatay 1 Nolu Şube, 18 milyona yakın öğrenciyi ve 1,2 milyon öğretmeni ilgilendiren 2025-2026 eğitim-öğretim yılı birinci dönem değerlendirme raporunu yayımladı.
Eğitim-İş Hatay 1 No’ lu Şube, 2025–2026 eğitim öğretim yılı birinci dönemine ilişkin kapsamlı değerlendirme raporunda, eğitimin kamusal niteliğinin sistemli biçimde tasfiye edildiğini, yoksulluğun derinleştiğini, okullarda güvenlikten temiz suya kadar en temel hakların dahi karşılanamadığını vurguladı. Rapor, eğitimdeki krizin bireysel hatalardan değil, siyasal tercihlerden kaynaklanan yapısal bir çöküş olduğunu ortaya koyuyor
EĞİTİMDE KAMUSAL HAK ZAYIFLATILDI, EŞİTSİZLİK DERİNLEŞTİ
Eğitim-İş’in hazırladığı değerlendirme raporuna göre 2025–2026 eğitim öğretim yılı birinci dönemi, Türkiye’de eğitim sisteminin kamusal bir hizmet olmaktan giderek uzaklaştığı bir dönem oldu. Yaklaşık 18 milyon öğrencinin ve 1,2 milyon eğitim emekçisinin bulunduğu sistemde; yoksulluk, piyasalaşma, ideolojik müdahale ve kamusal yatırım eksikliği öne çıktı.
Sendika, Millî Eğitim Bakanlığı’nın eğitimi “eşitleyici bir kamu hizmeti” olarak değil, ideolojik ve piyasacı politikaların uygulama alanı olarak ele aldığını belirtti.
“PARASIZ EĞİTİM” FİİLEN ORTADAN KALKTI
Raporda en çok dikkat çeken başlıklardan biri, veliler üzerindeki ekonomik yük oldu.
Devlet okullarında temizlik, güvenlik, küçük onarım, kırtasiye ve diğer temel ihtiyaçların kamu bütçesinden değil, velilerin cebinden karşılandığı kaydedildi. Bazı okullarda talep edilen “bağış” ve “kayıt parası” tutarlarının 10 bin TL ile 100 bin TL arasında değiştiği belirtildi.
2025–2026 yılı başında bir öğrencinin okula başlama maliyeti servis dahil 65 bin TL’ye ulaşırken, kırtasiye fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 60 olduğu ifade edildi. Bu maliyetler, asgari ücretli aileler için eğitim hakkını fiilen erişilemez hale getirdi.
Özel okullarda ise ücretlerin denetimsiz biçimde fahiş oranlarda arttığı belirtilerek, eğitimin “soygun düzenine” dönüştüğü vurgulandı.
OKULLAŞMA ORANLARI DÜŞÜYOR, ÇOCUKLAR EĞİTİM SİSTEMİNDEN KOPUYOR
MEB’in 2024–2025 verilerine atıf yapılan raporda, 611 bin 612 çocuğun zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen sistem dışında olduğu hatırlatıldı.
İlkokulda okullaşma oranı %95,43, ortaokulda %89,09, ortaöğretimde ise %82,85 seviyesinde kaldı. Bu gerileme, yoksulluk, çocuk işçiliği ve erken yaşta evlilikler gibi yapısal sorunların derinleştiğini gösteriyor.
Ayrıca burslu öğrenci sayısının 355 binden 344 bine düşmesi, sosyal desteklerin daraltıldığını ortaya koydu.
İMAM HATİP LİSELERİNDEKİ ARTIŞ: “TOPLUMSAL TALEPLE UYUŞMUYOR”
Eğitim-İş, toplumsal talep azalmasına rağmen imam hatip liselerinin sayısında ısrar edilmesine dikkat çekti. 2002–2003 döneminde 450 olan okul sayısının, 2024–2025 itibarıyla binli rakamları geçtiği ve bunun bilimsel ihtiyaçlara değil, ideolojik tercihlere dayandığı vurgulandı.
Sınav odaklı sistemin yarattığı baskı ile “hayalet sınıflar” uygulamasının yaygınlaştığı, bazı sınıflarda öğrenci olmadığı halde istatistiklerin yüksek gösterilmeye çalışıldığı belirtildi.
TAŞIMALI EĞİTİM VE SERVİS REJİMİ DERİNLEŞİYOR
2025–2026 eğitim öğretim yılında 564 bin 651 öğrenci, okulların olmadığı 31 binden fazla yerleşim biriminden taşımalı sistemle eğitim gördü.
Rapora göre yüz binlerce çocuk kendi mahallesindeki okul olmadığı için erken saatlerde yollara düşüyor, uzun servis yolculukları nedeniyle pedagojik ve psikolojik açıdan dezavantaj yaşıyor.
Taşıma mesafesinin 30 km ile sınırlandırılması ve toplu taşıma olan bölgelerde servislerin kaldırılması özellikle lise öğrencilerini eğitimden kopma riskiyle karşı karşıya bıraktı.
Büyük şehirlerde ise eğitime erişim, “servis rejimi” olarak tanımlanan bir maliyet ve zaman kaybına dönüştü.
İKİLİ EĞİTİM KALICI HALE GELDİ: “HER YIL 45 GÜN DERS KAYBI”
Büyük kentlerde okul ve derslik yatırımlarının yetersizliği nedeniyle ikili öğretimin geçici olmaktan çıktığı, kalıcı bir soruna dönüştüğü vurgulandı.
Sabahçı-öğlenci uygulamalarında ders sürelerinin kısalması nedeniyle öğrencilerin yılda yaklaşık 45 güne denk gelen bir öğrenme kaybı yaşadığı kaydedildi.
İkili eğitim yapılan okullar ile tam zamanlı eğitim veren okullar arasındaki farkın sınıfsal eşitsizliği derinleştirdiği belirtildi.
BESLENME, TEMİZ SU VE GÜVENLİK: “EN TEMEL HAKLAR KARŞILANMIYOR”
Raporun bir diğer kritik başlığı okul yemeği ve güvenlik sorunları oldu.
Okullarda ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmadığı gibi, okulların çoğunda temizlik personeli yetersizliği nedeniyle tuvaletlerde sabun ve hijyen malzemeleri dahi bulunmadığı belirtildi.
Öte yandan okullarda güvenlik görevlisi bulunmaması, özellikle büyük şehirlerde okul giriş çıkışlarını tamamen denetimsiz hale getirdi.
Bu durum, öğretmen ve öğrencilere yönelik şiddetin artmasına neden oldu.
ÖĞRETMENE ŞİDDETTE ARTIŞ: “CAN GÜVENLİĞİ YOK”
Ankara, Adana ve Mersin’de yaşanan ağır şiddet vakalarına dikkat çeken sendika, öğretmenlerin can güvenliğinin dahi kalmadığını belirtti.
Öğretmenin kamusal otoritesinin sistemli biçimde aşındırılması, caydırıcı hukuki düzenlemelerin bulunmaması ve MEB politikalarının öğretmeni hedef gösteren dili, şiddeti besleyen unsurlar arasında gösterildi.
ÇOCUK İŞÇİLİĞİ: MESEM’LERDE KARA TABLO
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri MESEM uygulamaları oldu.
Yaklaşık 559 bin çocuğun, haftanın büyük kısmını işletmelerde geçirerek ucuz iş gücü olarak çalıştırıldığı; MESEM kapsamında çalışırken en az 17 çocuğun yaşamını yitirdiği hatırlatıldı.
Mesleki ortaokul uygulamalarının çocuk emeğini 11 yaşa kadar çektiği, bunun “çocuk işçiliği düzeni” yarattığı ifade edildi.
LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİN TASFİYESİ: ÇEDES VE PROTOKOLLER
ÇEDES Projesi’nin imam ve vaizleri okullara sokarak laik eğitim ilkesini ihlal ettiği belirtildi.
Bursa, İzmir ve Ankara’da yaşanan örnekler üzerinden:
• Şeriat propagandası yapılan sınavlar
• Umre ödüllü yarışmalar
• Çocuklara “Aranızda ateist var mı?” sorusu
• Kız çocuklarına “kadının yeri evidir” telkini
gibi uygulamalar sıralandı.
TÜGVA, ENSAR, Hayrat Vakfı, Ülkü Ocakları ve benzeri yapılarla imzalanan protokollerle okulların ideolojik etki alanına dönüştürüldüğü belirtildi.
Ayrıca Maarif Müfredatı’nın bilimsel temel yerine siyasal iktidarın dünya görüşünü taşıdığı vurgulandı.
“EĞİTİMDEKİ KRİZ, POLİTİK TERCİHLERİN DOĞRUDAN SONUCUDUR”
Raporun sonunda Eğitim-İş Hatay 1 Nolu Şube, ortaya çıkan tablonun bireysel eksikliklerden değil, siyasal iktidarın bilinçli tercihleriyle şekillenen yapısal bir eğitim krizinden kaynaklandığını ifade etti.
Sendika, çözümün ancak:
1. Kamusal okul yatırımlarının artırılması
2. Bilimsel, laik ve eşitlikçi bir eğitim politikasına dönülmesi
3. Ücretsiz yemek ve temiz su dahil temel hakların güvenceye alınması
4. MESEM ve benzeri çocuk emeği uygulamalarının kaldırılması
5. Okullarda güvenliğin, rehberlik desteğinin ve sosyal yardımların güçlendirilmesi
ile mümkün olabileceğini belirtti.
Haber: Neslihan Sağaltıcı
