Akdeniz'in rüzgârını da yıkılmış bir kentin boşluğunu da üzerinde taşıyan Samandağ'da dün bir yıl daha başladı.
Arap Alevi toplumunun yüzyıllardır sürdürdüğü Ras-el Seni geleneği; bu topraklarda yine evleri dolduran kokular, kadınların gün boyu süren telaşı, fırınlara uzanan kuyruklar ve bahur dumanıyla karşılandı.
Ama bu yılın Ras-el Seni'si yalnızca bir kutlama değildi; depremde yitirilenlerin acısıyla, geride kalanların inadına yaşatma direnciyle yoğrulan bir buluşmaydı.
SOKAKLARDA BİRİKEN KOKU: BAHUR VE HÜZÜN
Bayram hazırlıkları 13 Ocak günü fırınlarda somutlaştı. Tepsi tepsi kaytaz börekleri, biberli ekmekler dizildi; zileybiler kızgın yağda çıtırdayarak pişti. Mahallelerin üzerine sinen o kadim bahur kokusu, her sokağın kulağına "bugün bayram" diye fısıldıyordu.
Depremin ekonomik gölgesiyle mücadele eden esnaf için bu hareketlilik, bir ekmek kapısı olduğu kadar nefes alma haliydi. Yağmura rağmen çarşıdaki tempo, kentin hala atan damarlarının kanıtı gibiydi.
KONTEYNERDE KURULAN SOFRALAR
14 Ocak günü Samandağ'ın sabahı bir başka aydınlıktı. Belki eski evlerimizin geniş salonlarında değil ama yüreklerimizin genişliğinde buluştuk.
Bu yıl ben de o sofralardan birinin başındaydım. Evi yıkıldığı için bayram sofrasını bir konteynerin dar duvarları arasına sığdırmaya çalışan binlerce anneden, binlerce kadından biriydim. O dar alana sığan sadece tabaklar değildi; sığmayan anılarımız, yitirdiklerimiz ve her şeye rağmen sönmeyen umudumuzdu. Kendi soframda şunu hissettim: Duvarlar yıkılsa da gelenek, bizi bir arada tutan o en sağlam, o en görünmez çatıymış.
Her masada bir sandalye boştu ama o boşluklar hatırayla, duayla ve dayanışmayla doluydu. Kime dokunsak aynı şeyi işittik: “Geleneğimiz bize nefes oluyor. Yaşadıkça yaşatacağız.”
ÇOCUKLARIN KAHKAHASI, GENÇLERİN HEYECANI
Tüm bu hüznün ve direncin arasında Samandağ sokaklarını aydınlatan bir şey daha vardı: çocukların kahkahası. Mahalle aralarında koşturan, ellerinde yeni yılın ilk zileybi veya kaytaz böreğiyle gülümseyen çocuklar, Ras-el Seni'nin en saf, en ışıklı tarafını taşıyordu. Anneleriyle fırına koşan minikler; bahur tütsüsünü büyüklerinden devralan, ne yaptığını tam bilmese de “bayram bu, önemli” diyen çocuklar… Onların neşesi, bu kadim bayramın geleceğe emin adımlarla aktığını gösteriyordu.
Gençlerin heyecanı ise bambaşkaydı. Kimi bu yıl ilk kez büyüklerin sofra hazırlığına katıldı; kimi depremden sonra yeniden bir araya gelen buluşmalarını fotoğrafladı; kimi de kaybettiklerimize rağmen ayakta kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anladı. Onlar için Ras-el Seni yalnızca bir gelenek değil; kimliklerinin, köklerinin ve dayanışmalarının yeniden kurulduğu bir alan oldu. Çocukların kahkahasıyla gençlerin coşkusu birleşince, Samandağ sokaklarında yalnız acı değil, yeniden filizlenen bir yaşamın sesi dolaştı.
SURİYE'DEKİ ACI YÜREKTE, SOFRADA, DUADA
Bu yılki bayramın bir başka gölgesi de sınırın öte yanından düşüyordu. Suriye'de yaşanan acılar, saldırılar ve kayıplar… Samandağ halkı ekmeğini bölerken dualarını da oradaki halklara gönderdi. Bir hemşehrimizin dediği gibi: “Bizim bayramımız onların acısıyla eksik. Bayram, barışın olduğu yerde bayramdır.”
BİN YILLIK RİTÜELİN DİRENİŞİ
Ras-el Seni'nin bu denli güçlü yaşatılmasının nedeni sadece kültürel bir bağlılık değil, “Biz buradayız” deme iradesidir. Toplumsal hafızanın ve birlikte kalma arzusunun en güçlü kalesidir bu gelenek.
ŞİMDİ SIRADA KIDDES VAR
19 Ocak'ta suyla arınacak; o suyun kutsallığıyla hem kirlenen dünyanın ortasında kalan hayatlarımızı hem de ruhsal yaralarımızı sağaltmaya çalışacağız. Su, bu yıl bizim için her zamankinden daha çok 'yaşam' demek olacak; katliamların gölgesinde kalan halkların ve derin kayıpların oluşturduğu ruhsal yaraların hafifletilmesi için bambaşka bir anlam taşıyacak.
Tüm halkımızın Ras-el Seni ve Kıddes Bayramlarını kutlar; dünyada adaletin, bölgemizde barışın ve ilçemizde huzurun hakim olduğu bir yıl dilerim.
Neslihan Sağaltıcı
